Muridan
Abdullah Demircioğlu Hocamızla Hadis Dersi 24.03.2015

Abdullah Demircioğlu Hocamızla Hadis Dersi 24.03.2015

Bu Hadis Dersi, Avrupa İlahiyat Fakültesi - Belçika / Gent de, 24 Mart 2015 tarihinde yapılmıştır.

 
بسم الله الرحمن الرحيم
 
اَلْحَمْدُ ِللهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ. وَالصَّلاَةُ وَالسَّلاَمُ عَلىَ سَيِّدِناَ وَنَبِيِّنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِهِ
 
وَصَحْبِهِ أَجْمَعِينَ. سُبْحَانَكَ لَاعِلْمَ لَنَا اِلاَّ مَا عَلَّمْتَنَا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلي۪مُ الْحَكي۪مُ. سُبْحَانَكَ لَا فهم لَنَا إِلَّا مَا فهمت لنا إِنَّكَ أَنتَ الْجوا د الكريم. رب اشرح لي صدري ويسر لي أمري وأفوض أمري إلى الله إن الله بصير بالعباد.
 
Elhamdülillahi rabbi'l alemin.Ve's-selatü ve's-selamu alâ Rasûlinâ Muhammedin ve alihi ve sahbihi ecmain. Subhaneke la ilme lenâ illâ ma allemtenâ inneke ente'l aliymu'l- hakim. Subhaneke la fehme lena illa ma fehhemte lena inneke ente'l cevvadu'l-kerim. Rabbi'ş-rahli sadri ve yessirli emri ve ufevvidu emri ilallah. İnnellahe basirun bi'l ibad
 
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
 
١﴾ اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَۙ ﴿٢﴾ اَلرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِۙ ﴿٣﴾ مَالِكِ يَوْمِ الدّ۪ينِۜ ﴿٤﴾ اِيَّاكَ نَعْبُدُ وَاِيَّاكَ نَسْتَع۪ينُۜ ﴿٥﴾ اِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَق۪يمَۙ ﴿٦﴾ صِرَاطَ الَّذ۪ينَ اَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْۙ غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلَا الضَّٓالّ۪ينَ .
 
Bismillahirrahmânirrahîm. Elhamdülillâhi rabbil'alemin. Er-rahmânir-rahim. Mâliki yevmi'd-din. İyyâke na'budü ve iyyâke neste'în. İhdine's-sırât'el müstakîm. Sırâte'l-lezine en'amte aleyhim ğayri'l-mağdûbi aleyhim ve le'd-dâllîn.
 
Ya Rabbe'l Alemin! gücümüz yettiği kadar Resûlünün hadislerini öğrenmeye, öğretmeye çalışıyoruz. O'nun hürmetine bize şefaat nasip eyle. Korktuklarımızdan emin, umduklarımıza nail eyle. Bize dünyada da ahirette de iyilikler ihsan eyle. Burada sizin de anlayabileceğiniz bir usûlde hadis dersi işlemeye çalışıyoruz. Ama niyetimiz halistir. O bakımdan bizi kimse tenkit etmesin. Allah'ın izniyle de Peygamberin duasına nail oluyoruz. Ben bunu daha öncede söyledim ki Peygamberimiz "Benim sözümü işitip onu anlayan ve aynı şekilde başkasına nakledenin Allah onun yüzünü ak eylesin." buyurmuştur. Her hadis dersine başladığımızda veya bir hadis öğrendiğimizde bunu zihnimizde tutalım. O niyetle öğrenelim. Velev ki Türkçesi bile olsa.
 
Derse geçmeden önce size kıvrık be (ب) harfinden söz etmek istiyorum. Osmanlıda bir adet vardı. Ben bunu rahmetli babamdan duydum. Bir mektup bir yazı veya bir pusula olabilir. Onun başına bu kıvrık be (ب) harfini koyarlardı. Besmelenin en kısaltılmış şeklidir. Eğer ki o mektupta tam olarak besmele yazılır da o yere düşerse saygısızlık olur, hürmetsizlik olur da bilmediğimiz halde başımıza felaketler gelir düşüncesiyle böyle yaparlarmış. Çünkü besmele hususunda Peygamber (a.s) ;
 
"كل أمر لا يبدأ باسم الله الرحمن الرحيم فهو أبتر"
 
"Besmelesiz başlanılan her iş, söz, kelam, yazı ne olursa olsun ebterdir, yani sonu yoktur." buyurmuştur. Besmelesiz iş sakattır. Öyle değil mi? Oluyor olmaktadır. Denilir ki;
 
"Besmele ile başla, sessiz ol ve yavaşla.
Öne eğik bir başla, gözlerin dolsun yaşla."
 
Surelerden bir tanesi hariç 113 surenin başında besmele vardır. Ayrıca bir ayet olarak da bulunmaktadır. Kur'an'da anlatılan Süleyman Peygamber Beyt-i Makdis’i (Mescid-i Aksâ’yı) yapmıştır. Dinimizde 3 tane kutsal mekan vardır. Bunlar Mekke-i Mükerreme, Medine-i Münevvere ve Mescid-i Aksa'dır. O'nun saltanatı muazzamdı. Başından bir olay geçiyor. Olay derken kuşlar O'nun emrindeydi. Hüdhüd adında bir kuş hidiv kuşu deniliyor Anadolu'da bizim o taraflarda da tarak kuşu denir. Hz. Süleyman (a.s) Belkıs'ı imana davet için bir mektup yazıyor. Mektubunda da bu ayet yazıyor:
 
"إِنَّهُ مِن سُلَيْمَانَ وَإِنَّهُ بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ"
 
" Rahman ve Rahim Allah'ın adıyla o mektup Süleyman'dandır." O zamanlar Belkıs kadın idareci oranın kraliçesi şu kadar tebası var diye bir rakam versem gülünç olur. O zaman nüfus müdürlükleri kurulmadığı için ama tahmin ediliyor. Onun hikayesi de hikaye diyorum da olay, vakıadır. Hikaye dedim ama olmayan şeylere de insanlar edebiyata dayanarak hikaye diyorlar. Çünkü edebiyatta türler anlatılırken hikayenin tarifini şöyle yaparlar. Hikaye olmuş ya da olmamış bir olayı yazan kişi kafasında tasarlayarak anlatır. Olmuş ise ayrı bir şey. Bizim olayımız olmuş bir hadisedir. Kur'an'da hikaye kasas yani kıssalar manasına geliyor. Bazen dilimiz sürçüyor, yanlış anlaşılmasın diye bunu izah etmek istedim. Allah göstermesin kasti olarak bu bir hikayedir, bir mitolojidir denilirse insan dinden çıkar. Artık çok yaygın olarak son zamanlarda bunları görüyorsunuz. Kıssaların bir mitoloji olduğunu iddia ediyorlar. Bilmeden de insan dinden çıkar. Bilmeden Cenâb- ı Allah'a şirk koşar, müşriklerden olur. Değil mi? Her şey altüst olmuş olur. Kafir başka bir de müşrik olmak başkadır. Dersimde böyle konular işliyorum. Faydalandığınızı umuyorum.
 
Cenâb-ı Allah Peygamber Efendimizin kıymetini bütün mü'minlere bütün insanlığa anlatmıştır. Ayet-i Kerim'e de Rabbimiz şöyle buyurmuştur;
 
"قُلْ إِنْ كُنْتُمْ تُحِبُّونَ اللَّهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمْ اللَّهُ"....
 
" De ki Peygamberim siz Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki Allah'ta sizi sevsin...." O'na uymanın yolu O'nun ekvâline yani sözlerine ve ahvâline yani hallerine davranışlarına uymaktır. Bunun dışında Peygamberin yanında bir olay yapıldığı takdirde şer'i şerife uygun ise sukût etmesidir. Demek ki Peygamberin sözleri, fiilleri, sukût ettiği durumlar O'na aittir. Bunları uygulamak için bilmek ve öğrenmek gerekir. Önümüzdeki günlerde de Allah nasip ederse tertip edilmiş bir umre var. Umre hac yapıldığı takdirde umre de yanında yapılıyor ama haccın belli bir zamanı var. O zaman haricinde Kâbe'ye, Medine-i Münevvere'ye yapılan ziyaretlere umre denilmektedir. Peygamber (a.s) hem umreye hem de hacca teşvik etmiştir. Bizim gidişat yerimiz Medine'den başlayacak ve orada Kainatın Efendisi var. Mekan orasıdır. Şunu da belirteyim ki gerçi hadisin yorumunda söylerim de girizgah olsun. Arz ediyorum ki dünya mekanları içerisinde en mübarek mekanlardan bir tanesi de Peygamber'in (a.s) medfun bulunduğu Medine-i Münevvere'dir. Medine-i Münevvere hakkında birçok hadis var. Oraya gidince Peygamber'i (a.s) ziyaret etmek lazımdır. Peygamber (a.s) ;
 
"مَنْ حَجَّ الْبَيْتَ وَلَمْ يَزُرْنِي فَقَدْ جَفَانِي"
 
" Kim Allah rızası için haccederde beni ziyaret etmezse bana eziyet etmiş olur." buyurmaktadır. Kısa ama öz bir mana ifade ediyor. O halde Cenâb-ı Allah'ın Peygamberimize bahşettiği şefaate nail olmak istiyorsak hac olsun umre olsun ziyaretimizi yapmamız gerekir. Buna ait bir iki hadis yazdırmak istiyorum. Cenâb-ı Allah'ın Peygamberimize verdiği bu şefaatten yararlanalım istiyorum. Şimdi yazacağımız hadis bize İbn-i Ömer'den rivayet edilmiştir.
 
"مَنْ زَارَ قَبْرِي وَجَبَتْ له شَفاعتي"
 
Resûlullah (s.a.v) "Kim benim kabrimi ziyaret ederse şefaatim ona vacip olur, kıyamette sabit olur." buyurmaktadır. Bu hadis-i şerifin kaynağı el- Acluni "Keşfü'l Hafa " 2. cilt 250. sayfa 2489. hadistir. Keşfü'l Hafa 2 ciltlik bir eserdir. Beyrut 1351 Ali el-Kâri Şerhü'ş-Şifa diye kayıtları bulunmaktadır. Bazı baskılarda sayfa ve hadis numaraları değişebilir. Bu eserde müşkil olan bazı meseleler açıklanmıştır. Mesela bazı sözler var hadis midir değil midir ? Burada onlara açıklık getirmiştir. Hadis ise hadistir der, değilse kısaca açıklar. Rakamlardan sonra sözleri parantez içinde alfabetik olarak tetkike tabi tutmaktadır.
 
Bu hadis üzerinde biraz konuşacak olursak şefaat nedir? soruyorum. Ben aynı zamanda fıkhi ve itikadi meseleleri aktarıyorum ki bunlar hakkında da bilginiz olsun. Evet şefaat ne demek? Türkçemize geçmiş ama aslında Arapça bir kelime. Şefaati şöyle bir tarif edecek olursak; Peygamber'in (a.s) kıyamet gününde ümmetinin affedilmesi için Cenâb-ı Allah celle ve âlâ hazretlerine yapacağı münacattır, duadır. Mü'min bir kişi o şefaati elde edebilmesi için dünyadan hazırlanması gerekir. Ahiret alemi öyle basit bir olay değildir ve kabirle başlar. Dünyanın sonunun gelmesi ve kıyametin kopmasıyla dünyada kimse kalmaz. Ahirete yolculuk başlar. Bizim bilgilerimize göre bütün insanlar mahşer adı verilen yerde toplanırlar. Bu olayı Peygamber (a.s) "Ahirette insanlar bembeyaz ve düz bir alanda toplanacaklardır." buyurmuştur. Bir ucunda olan kişi ile diğer ucunda olan kişi birbirini rahatlıkla göreceklerdir. Uzaklık sorun olmayacaktır. Zaten geniş bir alan olacağı da bellidir. Çünkü bütün insanların böyle bir mekanda toplanması hafife alınacak bir olay değildir. Ben zaman zaman şöyle bir örnek veririm. Mesela dünya üzerindeki nüfus yedi milyar diyorlar. Peki Hz. Adem'den (a.s) beri gelen insanlar ne kadardır? Siz düşünün o kadar insan orada toplanacaktır.
 
Hepimiz dünyada iken gözümüzle göremediğimiz Cenâb-ı Allah'ın huzurunda olacağız. Peygamberler dahil bütün herkes nefsi nefsi bugün benim halim ne olacak? diyecekler. Hesap için bekleyiş başlayacak ve bu bekleyişin devam ettiği esnada insanlardan bir grup veya belki de hepsi cennetlik olsun cehennemlik olsun bir an önce hesabımız bitsin isteyecekler. Neden böyle deniliyor? Çünkü kıyamet gününde güneş insanlara bir mızrak boyu yaklaşacak. Mızrak biliyorsunuz. Ok atılan 50-60 cm var mıdır? bilemiyorum. Ama o kadar yaklaştırılacak. Hadislerde de Peygamber'in (a.s) buyurduğuna göre günahları sebebiyle insanların bazıları topuklarına kadar bazıları dizlerine kadar bazıları göğüs hizasına kadar bazıları boğazına kadar ve bazıları da başlarına kadar ter içerisinde kalacaklar. Dehşetli bir an. Allah göstermesin. O halde iken bir grup insan diyecekler ki bu bekleyişten kurtulalım. Ebu'l beşer'e gidelim. Kim o? Hz. Adem (a.s) . Ona gidelim, yalvaralım, yakaralım ve diyelim ki:
 
- Şu mahşer halkı senin sûlbünden gelmiş. Senin evlatlarındır, kızlarındır. Bir baba evladına çok acır. Sen bir Peygamber hem de bu insanların babasısın. Bir an önce dua et Cenâb-ı Rabbu''l Alemine de bu mahşer halkı beklemekten kurtulsun. Herkes yerini bulsun. O da:
 
- Hayır. Benim günahım sebebiyle Rabbime karşı yüzüm yok. Bir hata işledim. Cennetten oldum. Siz falan peygambere gidin, diyecek.
 
Onlar ikinci ebu'l beşer olan Hz. Nuh'a (a.s) gidecekler. O'na da aynı şeyi söyleyecekler. O da:
 
- Benimde Rabbime karşı yüzüm yok. Çünkü ben dünyada iken duamı yaptım. Siz başka bir peygambere gidin. Hz. Nuh'un dünyada iken yaptığı duası da;
 
"وَقَالَ نُوحٌ رَّبِّ لَا تَذَرْ عَلَى الْأَرْضِ مِنَ الْكَافِرِينَ دَيَّارًا"
 
Nûh, şöyle dedi: “Ey Rabbim! Kâfirlerden hiç kimseyi yeryüzünde bırakma." Onlar Hz. Nuh'un (a.s) Allah'a ibadet edin, şirk koşmayın gibi uyarılarına uymadılar. Küfürden ayrılmadılar . Küfür çok büyük bir bedbahtlık. Onlar işte dua ettiği zaman böyle olur. Tufan ile birlikte insanlığın küfredenleri hepsi yok olmuştur. Onunla birlikte gemiye binenlerin 40'ı kadın 40'ı erkek olmak üzere toplam 80 kişi olduğu rivayet ediliyor. Tufandan sonra insanlar çoğalma dönemine girdiği için alimlerimiz Hz. Nuh (a.s) için ikinci ebu'l beşer diyorlar.
 
Onlar bu sefer Hz. İbrahim'e (a.s) gidecekler. O'na da yalvaracaklar. Ancak O da:
 
- Ben de Rabbime karşı mahcubum, diyecek ve gele gele Efendimize kadar gelecekler. Peygamber (a.s) bu peygamberlere verilen dua hakkı ile ilgili hadisinde şöyle buyurmuştur;
 
رسول الله صلى الله عليه وسلم قال: " لِكُلِّ نَبِيٍّ دَعْوَةٌ مُسْتَجَابَةٌ ، فَتَعَجَّلَ كُلُّ نَبِيٍّ دَعْوَتَهُ ، وَإِنِّي اخْتَبَأْتُ دَعْوَتِي شَفَاعَةً لِأُمَّتِي يَوْمَ الْقِيَامَةِ"
 
" Her peygamberin yapacağı müstecab (Allah tarafından kabul edileceğine dair söz verilen) bir duası vardır. Her peygamber onu yapmada acele etti. Ben ise, o duamı ahirette ümmetim için şefaat olarak sakladım." İşte diğer peygamberler bu haklarını dünyada iken kullanırken Efendimiz bu hakkı ahirete bırakmıştır. İşte o insanlar bana geldiği zaman diyor Peygamber (a.s) ben hemen secdeye kapanacağım. Hak Teala'da ;
 
"يا محمد , ارفع رأسك , وسل تُعطَ"
 
" Ey Muhammed! Başını kaldır, sen iste istediğin sana verilecektir." şeklinde buyuracaktır. İşte şefaat hakkı orada kullanılacaktır. Böyle bir Peygamberin sünnetine niye uymayalım? Şefaatini elde etmek için neden çalışmayalım? diye sorular peş peşe gelebilir.
 
Cenâb-ı Allah bize iman nasip etti. İmandan bizi ayırmasın. Nesillerimizi ıslah eylesin. İmansız gitmek çok büyük bir beladır, musibettir. Dünya hayatı bütünüyle iyi olsa bile ahiret hayatı ebedidir. Oranın hayatı hiçbir şeye benzemez. Zaman zaman sohbetlerimde bunu kullanıyorum. Hoca hep aynı şeyi söylüyor şeklinde anlamayın. Tekrar etmede fayda var. Şöyle bir benzetme yapılmıştır. Bir insan dünyada çok huzurlu bir şekilde yaşasa nimetlerin en üstünü onda olsa o kişiyi ahirette cehenneme bir sokup çıkarsalar deniliyor ki o bir defa girip çıkması ona bütün dünya lezzetlerini unutturur, hepsini silip süpürür. Bir diğer kişide dünyada zindan bir şekilde musibetlerle geçirmiş olsa o kişiyi de cennete bir sokup çıkarsalar o yüz senelik hayatından hiçbir eser kalmayacaktır. O kadar mutluluk verici bir durumdur. Cennette öyle cehennem de öyle. Onun için hidayet çok önemlidir. Bize dinimizi anlatanları dinleyelim. Kendimizi Cenâb-ı Allah'a karşı hesaba hazırlayalım. Tövbe istiğfar edelim.
 
Bizden istenilen bu ibadet etmek. Bilesiniz ki böyle yapanlar kurtuluşa ereceklerdir. Bunun aksi ebediyen cehennem de kalacaklar var, kalmayacaklar var. Ebedi kalacaklar kafirler, müşrikler iken günahkarlar ise günahlarının bedelini çektikten sonra affedilecekler. Cenâb-ı Allah'ın rahmeti büyüktür. Olur ki günahkar mü'minleri affedebilir.
 
Yorum yaparken onlarca hadisi de size söylüyorum. Ben kalbimle Peygamberimizin duasını aldığıma inanıyorum. Sizlerde öğreniyorsunuz, sizlerde alıyorsunuz. Vallahi dünyada bundan daha iyi mutluluk olur mu? Ben bilemiyorum. Peygamberimizin şefaatini almaya çalışıyoruz. Peygamber Efendimizin dünyada iken de yaptığı dualar vardır. Mesela Bedir harbinde ettiği dua sonucunda yerler gökler inledi. Üç bin melek imdadına yetişti. Değil mi? Bir melek iki melek kâfi iken Hz. Allah üç bin melekle yardım etmiştir. Minare gibi boyları olan yeşil sarıklı kişiler geldiler, yardım ettiler. Burada bir atıfta bulunmak istiyorum. Sizi bir noktaya getirmek istiyorum. Mü'minler o gelen üç bin meleğin tozu dumana kattığını görmüşler ancak kendilerini görmemişler. O melekleri o savaş anında Müslümanların dinleri için yaptıkları savaş esnasında Müslümanlara karşı olan kişiler o melekleri görüyorlar. Hz. Allah bir hikmetle göstermemiş. Bu hususta hadiste var. Sahabeler de " Biz kılıcımızı karşımızdaki düşmana uzatmadan daha arada mesafe varken kafasının kopup uçtuğunu görüyorduk." diye haber vermişlerdir. Bu örnekleri çoğaltabiliriz. Misal Çanakkale savaşı, 1950'lerdeki Kore savaşı....
 
Peygamber (a.s) sadece bir dua yapmamıştır. Efendimiz şeytanın şerrinden, fitnelerden Allah'a sığınmış ve ettiği duaları bizlere öğretmiştir. Ancak en kıymetli duasını ahirete bırakmıştır. Bu dua duaların belki de ümmetini düşünme bakımından en büyükleridir. Şimdi bir takım naylon hocalar çıkıp şefaat yok, Peygamber'i (a.s) niye ziyaret ediyorsunuz? diyor. Hatta isim de vereyim. Bu zihniyette olan kişiler Mutezile mezhebinin uzantılarıdır. Bunlar Peygamber'in (a.s) kabrini ziyaret etmeyi şirk sayıyorlar ki bu yanlış bir şeydir. Öyle bir şey söz konusu değildir. Ayrıca Hz. Peygamber'in (a.s) ahirette diğer peygamberlere karşı üstünlükleri vardır. Ümmetine şefaat hakkı olduğu gibi havz'ı da vardır. Denilir ki o havz'dan bir defa içen bir daha susamayacaktır.
 
Peygamber (a.s) usûlüne uygun olarak ziyaret edilir. Bu ziyaret esnasında okunacak dualar var. Ancak bir taraftan kalabalık diğer taraftan görevliler ve polislerin müdahalesi insan okumaya fırsat bulamıyor. Mümkün olduğu kadar salât ve selam getirerek o rahmet kapısından gireriz. O'nun yanında bulunun Hz. Ömer'i (r.anh) ve Hz. Ebu Bekir'i (r.anh) de selamlarız. Bu şekilde ziyaretimizi gerçekleştiririz. Ayrıca orada mihrab ve minber arasında bir yer var ki cennet bahçelerinden bir bahçedir. Burada 2 rekat nafile namaz kılmak gerekir.
 
Bazıları burada gelip oturuyor ama başkalarına imkan vermek lazım. Bu da adaptandır. Ziyaret biraz zor olsa da mutlaka ama mutlaka ziyaret edene şefaat olacak ve denilir ki Peygamberimiz kendisini ziyaret edenleri görür. Çünkü peygamberler kabirlerinde ruhani bir hayatla hayy'dırlar. Manevi bir hayatla yaşıyorlardır. Nasıl ki şehitler için Cenâb-ı Allah ölüler demeyiniz buyurmuşsa Peygamberler için de aynı husustur. Büyük mutasavvıflar Allah dostları da O'nu ziyaret ettikleri zaman o hal ile hallenmişler ve böyle bir şeyin olduğunu bilmemiz için bize nakletmişler, eserlerine almışlar.
 
Mutavavvıflardan büyük bir zat Peygamberimizi ziyaret esnasında bir şiir halinde şunları söyler; " Salât ve selamlarımı uzaklarda iken Ya Resûlullah diye sana takdim ediyordum. Şimdi cesedler karşı karşıya iken sen kabrindesin ben karşındayım şeklinde Ya Resûlullah uzat da elini öpeyim." O kadar ihlaslı söylemiş ki Resûlullah (a.s) Ravza-yı Mutahhara'dan nur şeklinde eli çıkmış o da elini öpmüş ve böylelikle duası kabul olunmuştur...

Top