Hz. Osmanın (r.a) Hatırı İçin
Abdullah b. Sad b. Ebî Serh de, Kabenin örtüsü altında bile olsa öldürülmesi emredilenler, kanı helâl sayılanlar arasında idi. Çünkü o;
Peygamberimiz Aleyhisselama inen vahiyleri yazanlar arasında idi.
Abdullah b. Sad; Peygamberimiz Aleyhisselama inen vahyi yazdığı sırada:
El-Kâfirîn yerine ez-zâlimîn,1 Azîzün Hakîmün yerine Alîmün Hakîmün diye yazmış ve:
Ben de Muhammedin söylediği gibi söyleyebilirim!
Muhammede gelen şeyin benzeri bana da geliyor!
Muhammed peygamberse ve kendisine vahyolunuyorsa, ben de peygamberim! Bana da vahyolunuyor!
Allah ona Kufân indiriyorsa, ben de, Allahın indirdiğinin benzerini indirebilirim!
Muhammed Semîan Alîmen dedi. Ben de Alîmen Hakîmen dedim! demeye başladı.
Yaptığı bu ve benzeri sinsice yaygara ve hainliklerin yayılacağını, Medinede daha fazla kalamayacağını anlayan Abdullah b. Sad, Müslümanlıktan müşrikliğe, küfre dönerek Mekkeye kaçtı.
Mekke fethedilince, kaçıp Hz. Osmana sığınmıştı.
Abdullah b. Sadın annesi, Hz. Osmanı emzirmişti.
Bunun için, Abdullah b. Sad, Hz. Osmanın sütkardeşi idi.
Abdullah b. Sad, Hz. Osmana:
Ben vallahi seni seçtim. Beni şurada tut! Muhammede git, benim hakkımda kendisiyle konuş!
Muhammed beni görürse gözlerimi oyar!
Çünkü benim suçum, suçların en büyüğüdür!
İşlemiş bulunduğum suçtan pişmanlık duymuş, tevbe etmiş bulunuyorum! dedi.
Hz. Osman:
Hayır! Ben seni yanıma alır, giderim dedi.
Abdullah b. Sad:
Vallahi, o, beni görecek olursak, muhakkak boynumu vurdurur! Benim yüzüme bakmaz!
O, benim kanımın dökülmesini helâl saymıştı.
Onun ashabı da, beni öldürmek için, her yerde arıyorlar! dedi.
Gerçekten de, o her yerde sıkı sıkı aranılıp duruyordu.
Hz. Osman, olağanüstü durum yatışıncaya kadar, Abdullah b. Sadı sakladı. Sonra, ona:
Haydi, gel! Sen benim yanımda git! İnşaallah, Resûlullah Aleyhisselam seni öldürmez! dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam, Hz. Osmanın hiçbir dileğini dinlememezlik etmezdi
Hz. Osman, elinden tutup Abdullah b. Sadı Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına götürdü, önünde durdular ve:
Yâ Rasûlallah! Bunun anası bunu yürütür, beni sırtında taşırdı.
Bunun sütünü keser, beni emzirirdi.
Bunu bırakır, bana iyilik eder, hediye verirdi.
Bunu, anasının benim üzerimdeki iyilikleri için, bana bağışla!
Yâ Rasûlallah! Halka verdiğin genişliği, emanı, İbn Ebi Serhe de ver! dedi ve Abdullah b. Sadın elini tutup Peygamberimiz Aleyhisselama uzattı.
Peygamberimiz Aleyhisselam, boynunu ve yüzünü ondan başka tarafa çevirdi.
Hz. Osman İbn Ebi Serhin elini tekrar Peygamberimiz Aleyhisselama uzattı.
Peygamberimiz Aleyhisselam, yine, yüzünü ondan başka tarafa çevirdi.
Hz. Osman İbn Ebi Serhin elini tekrar Peygamberimiz Aleyhisselama uzattı.
Peygamberimiz Aleyhisselam ondan yüzünü başka tarafa çevirdikçe, Hz. Osman o yana varıp karşısında duruyor ve dileğini tekrarlıyordu.
Peygamberimiz Aleyhisselam İbn Ebi Serhten tekrar tekrar yüz çevirmek, ona eman vermemekle, birisinin hemen kalkıp onun boynunu vurmasını istiyordu.
Peygamberimiz Aleyhisselam, bu iş için hiç kimsenin kalkmadığını gördü.
Hz. Osman ise, Peygamberimiz Aleyhisselamın başını öptü ve:
Yâ Rasûlallah! Babam, anam sana feda olsun! Şunun beyatını al! diyerek, üzerine düştükçe düştü. Abdullah b. Sad b. Ebî Serh için af ve eman diledi.
Peygamberimiz Aleyhisselam, uzunca bir müddet sustuktan sonra:
Olur! buyurdu.
Başını kaldırıp Abdullah b. Sada üç kere baktı. Sonra, beyatını aldı.
Hz. Osman Abdullah b. Sadla dönüp gittikten sonra Peygamberimiz Aleyhisselam, çevrelerindeki sahabilerine dönüp:
Ben ancak bazınız kalkıp onun yanına varsın da boynunu vursun diye sustum.
Beyatını almaktan ellerimi çektiğimi görünce, eman vermeden, kalkıp o fâsıkı öldürecek, içinizde anlayışlı bir kimse yok mu idi?
Bunu yapmaktan sizi alıkoyan ne idi? buyurdu.
Bir Ensarî, İbn Ebi Serhi, görürse, öldürmeyi adamıştı.
İbn Ebî Serh Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına Hz. Osmanla geldiği zaman, Ensarî kılıcı elinde, ayakta duruyor; İbn Ebi Serhi öldürmesi için Peygamberimiz Aleyhisselamın işaretini bekliyordu.
Hz. Osmanın kayırmasıyla İbn Ebî Serh kurtulup gidince, Peygamberimiz Aleyhisselam, Ensarîye:
Adağını yerine getirsen olmaz mı idi? buyurdu.
Ensarî:
Yâ Rasûlallah! İki elim kılıcımda, ayaküzeri duruyor, onu öldürmek için bana ne zaman işaret edeceksiniz diye bekliyordum! dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
İşaret, hıyanettir! Peygamber için, işaret etmek yoktur! buyurdu.
Daha başkaları da:
Yâ Rasûlallah! Biz, senin kalbinde olanı bilmiyorduk ki?
Keşke bize gözünle işaret ediverseydin, onu öldürdük! dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
Ben işaretle kimseyi öldürtmem!
Peygamber işaretle adam öldürtmez!
Göz ucuyla işaret etmek hiçbir peygambere yaraşmaz! buyurdu.
Abdullah b. Sad b. Ebî Serh, Peygamberimiz Aleyhisselamı gördükçe, utancından kaçar dururdu.
Hz. Osman, Peygamberimiz Aleyhisselama:
Babam, anam sana feda olsun! Anasının oğlu Abdullahın seni her görüşünde senden nasıl kaçtığını bir görseydin! dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam gülümsedi ve:
Onun beyatını almadım mı? Kendisine eman vermedim mi? diye sordu.
Hz. Osman:
Evet yâ Rasûlallah! Fakat o, Müslüman olduğu zaman işlediği suçun büyüklüğünü düşünüyor da, senin yüzüne bakmaktan utanıyor! dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
İslâmiyet kendinden önce işlenmiş olan kötülükleri siler! buyurdu.
Hz. Osman hemen dönüp bunu Abdullah b. Sada haber verdi.
Bunun üzerine, Abdullah b. Sad, halk ile birlikte Peygamberimiz Aleyhisselama gider, gelir, selam verirdi.
Abdullah b. Sad, yeniden Müslüman olduktan sonra, İslâmiyet amelleri ile Müslümanlığını güzelleştirmiş; ölünceye kadar, kendisinde kötü bir tutum ve davranış görülmemiş sadece hayır ve fazilet, iyi hallilik ve dindarlık görülmüş, fitneden, daima kaçınır olmuş ve:
Ey Allahım! Benim en son amelimi sabah namazı yap! diyerek dua etmiş durmuştur.
Bir gün, abdest alıp sabah namazına durmuş, birinci rekatta Fatiha ile Adiyât sûresini okumuş, ikinci rekatın sonunda sağ tarafına selam vermiş, sol tarafına selam verirken ruhu kabzolunmustur.
Allah ondan razı olsun.
Mustafa Âsım KÖKSAL, İslâm Tarihi, Medine Dönemi, VI, 464-468.