فَاذْكُرُونِي أَذْكُرْكُمْ  ·  "Beni zikredin ki Ben de sizi anayım" (Bakara, 152)
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

Hz. Peygamber’de Anne Sevgisi

Yazar: Editör 29 Mart 2015 0 okunma
Yazı boyutu
 
Bu ifade, Hz. Peygamber’in (s.a.s), dadısı Ümmü Eymen’i annesi kadar sevdiğini, O’nu kendisine ve kendisini ona annesi kadar yakın hissettiğini belirtmesi bakımından fevkalâde ilginçtir. Sevgili Pey­gamberimiz, “annem” dediği Bereke’yi, çok sevdiği evlatlığı Zeyd Hazretleriyle evlendirmiş ve bu izdivaçtan Üsâme Hazretleri dünya­ya gelmiştir.
 
Bu konuda bir de Peygamberimizin amcası Ebû Tâlib’in zev­cesi Fatma Hatuna değinmekte yarar var. Sekiz yaşından itibaren Ebû Tâlib’in evine geçen Peygamberimize, bu hatun, öz oğulları gibi davranmış ve onu da, onlar gibi bağrına basmıştı. Akl-ı selim sahibi bir öz annenin, çocuğundan esirgemeyeceği şefkati, ondan esirgemi­yordu. Yiyip içmede, giyimde, kır ve ev işlerinde diğer çocuklarıyla arasında eşitliği gözetiyordu, hatta Peygamberimizi himaye ediyor­du. Böylece doğduğu günden beri Hz. Muhammed’e (s.a.s) şefkat yarışına giren mutlu kişiler kervanına Fatma Hatun da katılmış olu­yordu.
 
Sevgili Peygamberimiz küçükken kendisine hizmeti geçen diğer kadınlara olduğu gibi Fatma Hatuna da ömrü boyunca iyi davran­mış, hürmette kusur etmemişti. Bu cümleden olarak onu sık sık ziya­ret ederdi. Hatırını sorardı.
 
Fatma Hatun öldüğünde, sevgili Peygamberimiz (s.a.s): “An­nem öldü” ifadesini kullanmış, gömleğini kefen olarak vermiş ve kabre eliyle indirmişti. Çevresindekiler, Fatma Hatunun ölümü kar­şısında sevgili Peygamberimizin gösterdiği sımsıcak ilginin sebebini sorduklarında şöyle cevap vermişti:
 
“Ebû Tâlib’ten sonra bu kadıncağız kadar bana iyiliği dokunan hiçbir kimse yoktur. Âhirette cennet elbiselerinden giyinmesi için, ona gömleğimi kefen olarak verdim. Kabre ısınması, alışması için de oraya kendisiyle birlikte uzandım.”
 
Hz. Peygamber’in (s.a.s), Fatma Hatunun ölümü karşısındaki üzüntüsünden hayret edenlere söylemiş olduğu şu söz, daha da il­ginçtir:
“O, benim annemdi! Kendi çocukları aç durur, suratlarını asar­larken o, önce benim karnımı doyurur, saçımı tarardı, o benim an­nemdi!” (Ahmed b. Ebî Ya’kûb b. Ca’fer, Târîhu’l-Ya’kûbî, II, 14)
 
Bu tarihî hakikatleri ortaya serdikten sonra rahatlıkla söyleye­biliriz ki, âlemlere rahmet olarak gönderilen; gözümüzün nuru, gön­lümüzün süruru Hz. Muhammed’de (s.a.s) anne sevgisi ve saygısı, hiç bir insanda bulunmayacak ölçüde kuvvetli idi.
 
Annesi Âmine’nin kabrini ziyaret etmesi, teessüründen gözyaşı dökmesi; büyüdüğünde sütannesi Süveybe’ye çeşitli yardımlarda bu­lunması; sütannesi Halime’ye rastladıkça “Anneciğim, anneciğim!” diye hitabetmesi ve eksiklerini gidererek maddi yardımda bulunması; öz annesinin yokluğunu hissettirmemek için elinden gelen gayreti gösteren Ümmü Eymen’e “Sen benim ikinci annem sayılırsın!” diye­rek teşekkür etmesi; keza uzun bir süre sofrasında yemek yediği am­casının zevcesi Fatma Hatuna da “O, benim annemdi!” demesi, Pey­gamberimizde mevcut anne sevgisinin derecesini ortaya çıkaran can­lı delillerdir. Üstelik bunlardan ikisi, yani Süveybe ile Ümmü Eymen, cariye idiler. Bilindiği gibi esir ve cariyeler, câhiliye çağında insanlık dışı davranışlara lâyık görülürlerdi, böylelerinin kişiliklerine saygı duyulmazdı. İşte böyle bir ortamda Hz. Peygamber’in bunları anne mevkiine yükseltmesi ve öyle hitap edebilmesi, insanlık açısın­dan çok önemli bir değişikliğin davranış biçimi olarak topluma yan­sımasıydı.
 
Bu konuyu Peygamberimizin annesiyle ilgili bir hadisiyle bitire­lim:
“Ben, annemin rüyasına mazhar olmuşumdur.” (İbn Hişâm, es-Sîretü’n-Nebeviyye, I, 175)
Deneyiminizi iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Detay: Çerez Politikası