Hz. Peygamberde Anne Sevgisi
Yazı boyutu
Bu ifade, Hz. Peygamber’in (s.a.s), dadısı Ümmü Eymen’i annesi kadar sevdiğini, O’nu kendisine ve kendisini ona annesi kadar yakın hissettiğini belirtmesi bakımından fevkalâde ilginçtir. Sevgili Peygamberimiz, “annem” dediği Bereke’yi, çok sevdiği evlatlığı Zeyd Hazretleriyle evlendirmiş ve bu izdivaçtan Üsâme Hazretleri dünyaya gelmiştir.
Bu konuda bir de Peygamberimizin amcası Ebû Tâlib’in zevcesi Fatma Hatuna değinmekte yarar var. Sekiz yaşından itibaren Ebû Tâlib’in evine geçen Peygamberimize, bu hatun, öz oğulları gibi davranmış ve onu da, onlar gibi bağrına basmıştı. Akl-ı selim sahibi bir öz annenin, çocuğundan esirgemeyeceği şefkati, ondan esirgemiyordu. Yiyip içmede, giyimde, kır ve ev işlerinde diğer çocuklarıyla arasında eşitliği gözetiyordu, hatta Peygamberimizi himaye ediyordu. Böylece doğduğu günden beri Hz. Muhammed’e (s.a.s) şefkat yarışına giren mutlu kişiler kervanına Fatma Hatun da katılmış oluyordu.
Sevgili Peygamberimiz küçükken kendisine hizmeti geçen diğer kadınlara olduğu gibi Fatma Hatuna da ömrü boyunca iyi davranmış, hürmette kusur etmemişti. Bu cümleden olarak onu sık sık ziyaret ederdi. Hatırını sorardı.
Fatma Hatun öldüğünde, sevgili Peygamberimiz (s.a.s): “Annem öldü” ifadesini kullanmış, gömleğini kefen olarak vermiş ve kabre eliyle indirmişti. Çevresindekiler, Fatma Hatunun ölümü karşısında sevgili Peygamberimizin gösterdiği sımsıcak ilginin sebebini sorduklarında şöyle cevap vermişti:
“Ebû Tâlib’ten sonra bu kadıncağız kadar bana iyiliği dokunan hiçbir kimse yoktur. Âhirette cennet elbiselerinden giyinmesi için, ona gömleğimi kefen olarak verdim. Kabre ısınması, alışması için de oraya kendisiyle birlikte uzandım.”
Hz. Peygamber’in (s.a.s), Fatma Hatunun ölümü karşısındaki üzüntüsünden hayret edenlere söylemiş olduğu şu söz, daha da ilginçtir:
“O, benim annemdi! Kendi çocukları aç durur, suratlarını asarlarken o, önce benim karnımı doyurur, saçımı tarardı, o benim annemdi!” (Ahmed b. Ebî Ya’kûb b. Ca’fer, Târîhu’l-Ya’kûbî, II, 14)
Bu tarihî hakikatleri ortaya serdikten sonra rahatlıkla söyleyebiliriz ki, âlemlere rahmet olarak gönderilen; gözümüzün nuru, gönlümüzün süruru Hz. Muhammed’de (s.a.s) anne sevgisi ve saygısı, hiç bir insanda bulunmayacak ölçüde kuvvetli idi.
Annesi Âmine’nin kabrini ziyaret etmesi, teessüründen gözyaşı dökmesi; büyüdüğünde sütannesi Süveybe’ye çeşitli yardımlarda bulunması; sütannesi Halime’ye rastladıkça “Anneciğim, anneciğim!” diye hitabetmesi ve eksiklerini gidererek maddi yardımda bulunması; öz annesinin yokluğunu hissettirmemek için elinden gelen gayreti gösteren Ümmü Eymen’e “Sen benim ikinci annem sayılırsın!” diyerek teşekkür etmesi; keza uzun bir süre sofrasında yemek yediği amcasının zevcesi Fatma Hatuna da “O, benim annemdi!” demesi, Peygamberimizde mevcut anne sevgisinin derecesini ortaya çıkaran canlı delillerdir. Üstelik bunlardan ikisi, yani Süveybe ile Ümmü Eymen, cariye idiler. Bilindiği gibi esir ve cariyeler, câhiliye çağında insanlık dışı davranışlara lâyık görülürlerdi, böylelerinin kişiliklerine saygı duyulmazdı. İşte böyle bir ortamda Hz. Peygamber’in bunları anne mevkiine yükseltmesi ve öyle hitap edebilmesi, insanlık açısından çok önemli bir değişikliğin davranış biçimi olarak topluma yansımasıydı.
Bu konuyu Peygamberimizin annesiyle ilgili bir hadisiyle bitirelim:
“Ben, annemin rüyasına mazhar olmuşumdur.” (İbn Hişâm, es-Sîretü’n-Nebeviyye, I, 175)
İlgili Yazılar
4 Ağustos 2026