فَاذْكُرُونِي أَذْكُرْكُمْ  ·  "Beni zikredin ki Ben de sizi anayım" (Bakara, 152)
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

Kerbelâ Faciası 1

Yazar: Editör 1 Kasım 2014 0 okunma
Yazı boyutu
 
Vâkıa, Hz. Hüseyin Mekke’ye vardı, Ehl-i Beyt’ini şehre yerleş­tirdi, ibadet ve taatle günlerini geçirmeye başladı.
“Mufassal Târih-i İslâm” adlı eserin müellifi Mehmed Halid, bu hususu şöyle dile getiriyor: “Mazlum olan İmam Hüseyin’in Mek­ke’ye girişi, ahalide üzüntü ve sevincin bir anda kavuşmasından mütevellit bir his uyandırdı. Çoktan beri Resûlüllah’tan ve onun ev halkından ayrı olan bu mübarek belde, şimdi Resûl-i Ekrem’in torununun gelişi sebebiyle sanki göklere yükseliyordu. Habîb-i Kibriyâ’nın aşk ateşiyle yanmakta olan Batha ahalisi ağlaya ağlaya Hz. Hüseyin’i karşılamaya koştular. Bu saygıdeğer şahsiyete kavuş­tukları için sevine sevine taat gösterdiler. Peygamber (s.a.v.)’in Ehl-i Beyt’inden böyle şanlı biri ortada iken Yezid’e yüz vermek kimsenin hatırından bile geçmiyordu... Hz. Hüseyin’in yüksek gayesi; hakkını, Yezid gibi müslümanlığına güç inanılır bir fâsık-ı gâsıba isteyerek terketmiş görünmekten kaçınmak idi. Bundan baş­ka bir gayesi yoktu. Zira Medine-i Münevvere’de kendi halinde oturmakta iken Yezid’in tehdit ve icbârı orada emniyet ve rahatını or­tadan kaldırdığından çaresiz Mekke-i Mükerreme’ye sığınmıştı. Şim­di burada da münzeviyâne bir hayat geçiriyordu. Fakat Mekke-Medine ahalisinin kendisine aşırı bağlılığı ile Benû Umeyye’den olanların ve valilerin telâşı, tabiatıyla
Yezid tarafından Hz. Hüse­yin’in -hâşâ- bozgunculuğa teşvikçilikle suçlanmasına yol açmış­tı...”
Kûfelilerden Mektup Gelmesi
Bu arada Kûfeliler, Abdullah ile Hüseyin’in Yezid’e bey’at et­meyerek Medine’den Mekke’ye kaçtıklarını ve kendi taraftarlarını topladıklarını işitmişler ve başta Süleyman b. Surad olmak üzere pek çok kişi, Hz. Hüseyin’e mektup yazmışlardı. Mektupların­da: “Yezid’in halifeliğini kabul etmediklerini, vali Numan b. Beşir’in çevresinde de toplanmadıklarını, şayet kendi aralarına gelirse etrafında bütünleşeceklerini, Emevî valisini Şam’a sürgün edecek­lerini...” belirtiyorlardı. Tarihçi Mehmed Halid, Kufelilerin mektuplarını edebî bir üslûp içinde şöyle belirtiyor:
Kûfeliler, Hz. Hüseyin’i Irak’a davet ederek dediler ki:
“Ey ümmetin gözbebeği! Biz ne âsi, ne mücrim kimselermişiz ki, Hz. Ali ve Hasan’a yardımda kusur ettik, kıymetlerini bilemedik, yüzümüz siyah oldu, kalbimiz yaralandı, isyanımız bize ne acılar çektiriyor! Yezid’in mihnet yükü altında eziliyoruz. Ey de­ğerli kişi, suçumuzu ikrar ediyor, affını bekliyoruz; merhamet ve inayet eyle, bizi me’yus ve ümitsiz bırakma.”
Hz. Hüseyin’in Durum Değerlendirmesi
Hz. Hüseyin’e Kûfe’nin ileri gelenlerinden yüzlerce mektup gel­mişti. Mektupta aynı düşünceler, farklı üslûplarla anlatılıyordu. Bu esnada Hz. Hüseyin bazı zatlarla, ne yapması gerektiği hakkında istişare etti. Sahâbeden olan zatlar “Irak’a gitmemesini, Hz. Ali’­nin ve Hasan’ın başına gelen sıkıntılarda Iraklıların kusuru olduğunu, onlara güvenip de giderse kendi başına da sıkıntıların açıla­bileceğinden endişe ettiklerini belirtiyorlardı. Fakat Hz. Hüseyin’e göre “Iraklılar kendisine muhabbetlerini arzediyorlar, geçmişteki hatalarına pişmanlık duyuyorlar, iştiyakla kendisini beklediklerini söylüyorlar, şayet başlarına geçerse sadakattan asla ayrılmayacak­larını belirtiyorlardı... Geçmişteki hatalarına böylesine pişmanlık du­yup, sadakat için imkân veı fırsat gözetleyen insanları ye’se düşür­mek, onların davetine icabet etmemek mürüvvete uygun düşer miy­di?”
Amcasıoğlu Müslim’i Kûfe’ye Göndermesi
İşte Hz. Hüseyin, böyle bir muhakeme yürütüyordu. İstişare ettiği kimseler, Hüseyin’in bu düşünce tarzına muttali olunca: “He­men gitme, hiç değilse bir yakınını yolla, Iraklıların arasına gidip durumu tahkîk etsin!” dediler.
Bunun üzerine Hz. Hüseyin, amcasıoğlu Müslim b. Âkıl’i gön­derdi, kendisine Iraklılara hitaben yazılmış bir de mektup verdi. Müslim, gerçekten de Iraklıların büyük ilgisiyle karşılaştı. Kûfe’nin ileri gelenleri onu misafir ettiler. Hz. Hüseyin’in mektubu okunurken ağlayarak Yezid ve adamlarıyla vuruşmaya yemin ediyor­lardı. İlk elde yirmi bin civarında kişi Hz. Hüseyin adına ona bey’at verdiler.
O sırada Kûfe valisi olan Numan b. Beşir, Kûfe camiinde min­bere çıkıp ahaliyi böyle işlere girişmekten menetti. Fakat tab’an mülayim bir kişi idi, şiddet taraftarı değildi. Onlara sadece nasi­hat etti, böyle işlere girişenlerin büyük sıkıntılarla yüz yüze ge­leceklerini bildirdi. Hatta Emevîlerin müttefik ve taraftarlarından olan Abdullah b. Müslim b. Said el-Hadramî, Numan b. Beşir’e itiraz etti, Müslim b. Âkil b. Ebî Tâlib’in etrafındaki gruplaşmaya sebebiyet verenlere karşı zayıf kaldığını bunları susturmak için gereken tedbiri almadığını söyledi. Bununla da yetinmedi, Yezid’e mektup yazarak Kûfelilerin Müslim b. Âkil b. Ebî Tâlib’in çevre­sinde toplanarak Hüseyin’e bey’at verdiklerini, bu problemi hal­letmek için Numan b. Beşir’in zayıf kaldığını, kuvvetli, muktedir ve gereken tedbiri alabilecek birinin Kûfe’ye gönderilmesini du­yurdu.
Ubeydullah b. Ziyad’ın Kûfe Valiliğine Tayini
Yezid, mektubu alır almaz, Numan’ı azletti, Kûfe valiliğine Ubeydullah b. Ziyad getirildi. Ubeydullah, babası gibi otoriter bir yönetici olup, gerektiğinde şiddete başvurmaktan kaçınmazdı.
Müslim ise, başına geleceklerden habersiz olarak Hz. Hüseyin’e yazdığı mektupta Kûfelilerin aşırı alâka ve bey’atlarını naklediyor­du. Böylece Hz. Hüseyin’i ümitlendirmiş oluyordu. Ne var ki, yeni gelişmeler bu ümidi çabucak söndürecekti.
Aslında Ubeydullah b. Ziyad Basra valisiydi, son tayin ile Kûfe valiliği de ona verilmiş oluyordu. Anlatıldığına göre Hz. Hüse­yin Basra eşrafından Mâlik b. Misma’ el-Bekrî, Ahnef b. Rays, Münzir b. Carud, Mes’ud b. Amr, Kays b. Heysem ve Ömer b. Abdullah b. Ma’mer’e mektuplar yazmıştı. Mektubunda özetle: “Onları Allah’­ın kitabına ve Resûlü’nün sünnetine uymaya davet ediyor, sünne­tin yok edilip yerine bid’atlerin konulduğunu...” belirtiyordu. Hemen hepsi mektupları gizli tuttular. Ancak Munzir b. Carud, Ubeydullah b. Ziyad’ın desisesinden korkarak mektubu ve elçiyi ona götürdü, mektubu getireni hemen idam ettirdi. Basra ileri gelenlerini bir ara­ya toplayarak “Kendisinin Kûfe’ye gitmekte olduğunu, kardeşi Os­man b. Ziyad’ı yerine bıraktığını, itaattan ayrılmamalarını, aksi halde kellelerinin vurulacağını...” bildirdi.
İşte Ubeydullah b. Ziyad, Kûfe’ye geldiğinde durum böyle idi. Hemen şiddet kullanmaya girişti, tehditlerle Kûfelileri sindirdi ve bazı korkak, çıkarcı yerli ahaliyi kullanarak “Hüseyin’i davet eden­lerin açığa çıkarılmasında yardımcı olacakların mükâfatlandırıla­cağını” vadetti. Nitekim beklediği sonucu almakta gecikmedi. Bir jurnalci, Müslim b. Âkıl’in saklandığı yeri bildirince, Ubeydullah bir grup askerle orayı kuşattı. Müslim vuruşarak şehid düştü. Bu olay, H. 60 yılının Zilhicce ayına tesadüf ediyordu. Nakledildiğine, göre aynı günlerde Hz. Hüseyin - son gelişmelerden habersiz ola­rak - Mekke’den Irak’a hareket ediyordu.
Ashâb-ı Kirâmın Uyarıları
Abdullah b. Abbas (r.a.) ve Abdullah b. Ömer b. el-Hattab (r.a) gibi mümtaz şahsiyetler, Hz. Hüseyin’i son anda vazgeçirmek için çok uğraştılar. Bilhassa İbn Abbas Hazretleri: “Kûfelilerin Hz. Ali ve Hasan’ı yardımsız bıraktıklarını, zor günlerde geri çekildiklerini, onların sadakat vaadlerine güvenilemeyeceğini...” ısrarla belirt­ti.
Cevdet Paşa, Hz. Ömer’in oğlu Abdullah’ın, Hz. Hüseyin’i bu iş­ten vazgeçirmek için uğraştığını ve şu nasihati yaptığını kaydedi­yor: “Sakın çıkma! Zira Cenâb-ı Hak, Resûlüllah (s.a.v.) Hazretle­rini dünya ve âhiret arasında muhayyer kıldığında Resûl-i Ekrem, âhireti tercih etti. Sen de ondan bir parçasın, dünya için (şu anda istediklerine) erişemezsin.” Ama bütün bunlara rağmen Hz. Hüseyin yoldan dönmedi. Yakın akrabası ve Ehl-i Beyt’i ile birlikte H. 60 Zilhicce’nin sekizinci günü yola koyuldu.
Müslim’in Ölüm Haberinin Alınması
Daha sonra haberciler, ona Kûfe’de hayli karışık durumların ortaya çıktığını, İbn Ziyad’ın şiddet gösterdiğini, Müslim b. Âkil b. Ebî Tâlib’in öldürüldüğünü, Kûfeli Hüseyin taraftarlarının sus­turulduğunu ve sindirildiğini haber verdiler. Hz. Hüseyin çevresin­dekilere durumu aktardı, geri dönmeleri ile kendisiyle gitmeleri arasında muhayyer bıraktı. Hemen hemen Ehl-i Beyt’i ve yakın ak­rabası dışında herkes onu terketti.
Bu arada yakınları da: “Yoldan geri dönmekte hayır vardır, Müslim b. Akil’in başına gelenden sonra Kûfe’ye gitmek tehlikeli­dir. Senin ziyan görmenden endişe ederiz” diyorlardı. Fakat Hz. Hüseyin yine de yol almakta devam etti. O, konuya: “Kûfeliler bizi davet ettiler, biz de icabet ettik, karşılarlarsa ne âlâ! Yok, ilgilen­mezlerse geri döneriz” diye bakıyordu.
Fakat kafile ilerledikçe tehlike haberleri çoğalıyordu. Hz. Hü­seyin, Ehl-i Beyt’ine geri dönmelerini tavsiye ediyor, Kûfe’ye tek başına gitmekten bahsediyordu. Fakat Ehl-i Beyt’inden hiçbiri geri dönmeyi kabul etmediler.
Kays b. Müslim’in Öldürülmesi
Emevî habercileri, Hz. Hüseyin’in Kûfe’ye müteveccihen yola koyulduğu haberini Ubeydulah b. Ziyad’a ilettiler. Ubeydullah b. Ziyad, Kûfe emniyet müdürü Husayn b. Mumeyr et-Temîmî’yi keşif ve gözetleme için Kadisiye taraflarına yolladı. Bu kişi yolda Kays b. Mushir’i yakaladı. Bu zat, Hz. Hüseyin’den Kûfelilere mektup ta­şıyordu. Husayn bu zatı, valiye götürdü. İbn Ziyad, onu yüksekçe bir yere çıkardı ve Hz. Hüseyin’in aleyhinde konuşmasını, onu tez­yif ve tahkir etmesini istedi. Kays çıktı, Allah’a hamd ü senadan sonra “Muhakkak ki Hüseyin b. Ali, Allah’ın yarattığı hayırlı kul­lardandır” diye başlayan sözlerini söyledi, kendisinin de onun elçisi olduğunu bildirdi. İbn Ziyad ve babası hakkında da bazı men­fî şeyler söyledi. Bunun üzerine İbn Ziyad, adamlarına emir verdi, Çıktığı yüksekçe bir yerden attılar, Kays parçalanarak öldü.
 
DEVAM EDECEK
Deneyiminizi iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Detay: Çerez Politikası