Kerbelâ Faciası 2
Yazı boyutu
Hürr b. Yezid’in, Hz. Hüseyin’i Kerbelâ’da Kuşatması
Hürr b. Yezid et-Temîmî, valinin talimatını harfiyyen yerine getirdi, Hz. Hüseyin’le silâhlı bir çatışmaya girmedi, fakat geri dönmesine de izin vermedi. Hz. Hüseyin, her ne kadar; “Kûfelilerin daveti üzerine yakınlarımızla geldik. Şayet istenmiyorsak, geri döner gideriz” gibi gerekçeler ileri sürdüyse de Hürr b. Yezid, kesinlikle yumuşamadı. Bunun peşinden Hz. Hüseyin yerleşim yerlerinden ve su kaynaklarından uzak Kerbelâ denilen yerde muhasara altına alındı.
Ömer b. Sa’d’ın Kerbelâ’ya Hareketi
Sa’d b. Ebî Vakkas Hazertlerinin oğlu Ömer, o sırada Kûfe’de olup Emevî ordusunda üst rütbeli bir subaydı. Hz. Hüseyin’in Kerbelâ’da muhasara altına alındığı günlerde Deylemlilerin isyanı üzerine dört bin kişilik süvari ile Rey şehrine gitmek üzere görevlendirilmiş, emirnameyi bizzat İbn Ziyad vermişti. Ancak Hüseyin meselesi çıkınca İbn Ziyad: “Önce Hüseyin engelini aş, sonra Rey’e git!” demek suretiyle, Ömer b. Sa’d’a şahsiyetiyle hiç de bağdaşmayan bir görev yüklemiş oluyordu. Zor durumda kalan Ömer, bir gün mühlet istemişti. O gece, konuyu yakınlarıyla istişare etti. Herbiri bu görevi kabul etmemesini ısrarla belirttiler. Hatta yalvardılar: “Şayet Hüseyin’e karşı yürürsen, mahşer gününde bunun hesabını veremezsin!” dediler.
Zaten Ömer b. Sa’d’ın kendisi de böyle düşünüyordu. O, Hz. Hüseyin’e karşı kılıç sallayacak biri değildi. Bu münasebetle ertesi gün İbn Ziyad’a giderek: “Ne olur beni Rey’e gönderin, Hüseyin meselesine beni bulaştırmayın” dedi. Demek ki, Hz. Hüseyin’e karşı silâhlı birliğin başında bulunmayı istemiyor, ama mevkiini korumak da istiyordu.
İbn Ziyad, Ömer’e çok sert cevap verdi: “Biz seninle istişare edecek değiliz, ya görevi kabul edersin, yahutta emirnamemizi (görevlendirme yazısını) geri verirsin!” dedi. Rey emirliğinin cazibesinden kurtulamayan Ömer b. Sa’d, vazifeyi kabullenmekten kendini kurtaramadı.
Bu konuyu tahlil eden Cevdet Paşa: “Mal ve makam düşkünlüğü insanı ne kadar şaşırtıyor ve nasıl felâket çukuruna düşürüyor” dedikten sonra şöyle devam ediyor:
“Sa’d b. Ebî Vakkas Hazretleri, dünyayı ayaklarının altına almıştı. Onun yanında mal ve makamın hiçbir kıymeti yoktu. Üstelik hayatta iken Cennet’le müjdelenmiş olduğu halde toprakta gezerdi. İşte Ömer, o babanın oğlu İdi. Fakat kısa zamanda fikirler başkalaşmış, âlemin ahvalinde değişme olmuştu. Bunun sonucu olarak Ömer b. Sa’d, Hz. Hüseyin’in şan ve şerefinin yüksekliğini bildiği halde Rey valiliğinden vazgeçememiş ve göz göre göre kendini Cehennem ateşine atmaya cesaret edebilmiştir.”
Ömer b. Sa’d’la, Hz. Hüseyin Arasında Görüşmeler
Ömer b. Sa’d, dört bin kişilik askeriyle Kerbelâ’ya ulaştı. Daha önce ifade edildiği gibi önce, Emevî askerleri Hz. Hüseyin’i orada kuşatmışlardı. Ömer gelince yetki ve kumanda, Hürr b. Yezid et-Temîmî’den Ömer b. Sa’d’a geçmişti. Ömer’in vazifesi, “Gerekirse zor kullanarak Hz. Hüseyin’in Yezid’e bey’atını sağlamaktı.” Ama Ömer b. Sa’d zora başvurmaksızın bu meseleyi halletmek niyetinde idi. Şöyle ki, Kerbelâ’ya varır varmaz Hz. Hüseyin’e görüştü: Ona, “Hz. Peygamber’in torunu olarak halk nezdindeki itibarını hatırlattı. Başına bir felâket geleceğinden endişe ettiğini, Yezid’e bey’at ederek kendisini ve Ehl-i Beyt’ini kurtarmasını...” hatırlattı.
Hz. Hüseyin ise, “Bizi Kûfeliler davet etmiştir, biz de kalkıp geldik. Hâlbuki bugün verdikleri söze sahip çıkmadıkları anlaşılıyor. Olayın akışı değişik bir şekil almıştır. Öyleyse izin veriniz de geri dönüp gidelim!” cevabını verdi.
Aslında bu, Ömer’in işini de kolaylaştırmış olurdu. Ama acaba buna İbn Ziyad ne diyecekti? Ömer, zaman kazanmak için durumu valiye yazdı. Bu süre içinde fırsatları değerlendirerek hem Hz. Hüseyin’i, hem de valiyi yumuşatmak istiyordu.
Ancak Kûfe valisi İbn Ziyad: “Hele o, Yezid’e karşı bey’at etsin de isteğini ondan sonra düşünürüz. Şimdi siz hazır ele geçirmişken onu asla bırakmayınız, su yolunu tutarak su almasına engel olunuz” diye haber gönderdi.
Bunun üzerine Ömer b. Sa’d beş yüz kadar askerini Hz. Hüseyin ile nehir arasına yerleştirdi. Böylece Hz. Hüseyin ve yakınları susuz bırakılmak isteniyordu.
Meselenin giderek daha karmaşık bir hal aldığını hisseden Hz. Hüseyin, geceleyin Ömer b. Sa’d’la özel bir görüşme yaptı. Ona üç alternatifli bir teklifte bulundu:
1. Hicaz’a geri dönmeye izin verilmesi,
2. Şam’a gidip bizzat Yezîd’le görüşmesinin sağlanması,
3. Bir sınır şehrine gönderilmesi, İslâm için ölünceye kadar cihada fırsat verilmesi.
Şemir’in Valiyi Tahriki
Ömer b. Sa’d, Hz. Hüseyin’le vuruşmayı, ona karşı zora başvurmayı hiçbir vakit aklından geçirmediği için şahsen bu alternatiflerden üçüne de açıktı. Bu sebeple Hz. Hüseyin’in bu yeni isteklerini Ubeydullah’a iletti. Ubeydullah, Ömer’in bu tavrını başlangıçta maslahata uygun bulmuşsa da orada bulunan ileri gelenlerden Şemir b. Zilcevşen “Hz. Hüseyin senin eline düşmüşken, onun bu teklifine evet mi diyeceksin? Şayet bey’at etmeden kurtulursa, onun kuvvet ve itibarı artar, siz ise zayıflayabilirsiniz. Ben işi sıkı tutmanı, Hüseyin’in de, yanındakilerinin de bey’atını sağlamanı tavsiye ederim... Zaten ben, Ömer ile Hüseyin’in geceleyin iki karargâh arasında gizli gizli konuştuklarını duydum” diyerek valiyi kışkırttı.
Ubeydullah b. Ziyad, haddi zatında babası gibi sert mizaçlı bir vali idi. Dolayısıyla bu tip kışkırtmalar onun en sert tedbirleri düşünmesine ve onu da uygulamaya koymasına yol açıyordu. Bu sefer de öyle oldu. Şemir’i dinledi ve Ömer b. Sa’d’e ulaştırılmak üzere şiddetli emirleri ihtiva eden bir emir yazdı.
Buna göre Ömer b. Sa’d, Hz. Hüseyin ve adamlarının bey’atını almak üzere derhal harekete geçecekti, bey’at vermezlerse harp edecekti, aksi halde kumandanlığı Şemir’e devretmek mecburiyetinde idi...”
Ubeydullah bu emirleri ihtiva eden yazıyı Şemir’e verdi, bunlara uyduğu sürece Ömer’e itaat etmesini, aksi halde kumandanlığı devralmasını ve Hz. Hüseyin’inki ile beraber Ömer’in kellesini de kendisine göndermesini ısrarla belirtti.
Şemir, mektubu alıp Ömer b. Sa’d’a götürdü. Ömer bu zamana kadar Hz. Hüseyin’le sulh yapmak ve işi tatlıya bağlamak umudunu taşıyor ve buna uygun bir siyaset uygulayarak valiyi de yumuşatmaya çalışıyordu. Belki bunda muvaffak da olacaktı, fakat Şemir işi karıştırmıştı. Bunu hissetti ve mektubu okuduktan sonra hiddetlenerek “Allah kahretsin, şu getirdiğin mektup nedir böyle? Yemin ederim ki valiyi benim tekliflerim istikametinde iş yapmaktan sen döndürdün. Biz işi düzeltmeye çalışırken, sen karıştırdın. Muhakkak ki Hüseyin babasına çekmiş, aynen onun karakterini taşıyor. Bu sebeple o, asla teslim olmaz, bey’at vermez!” dedi. Bununla beraber Ömer, gevşek davranırsa kendi hayatının da tehlikede olduğunu farkediyordu. İster istemez işi üzerine aldı ve bunu Şemir’e de duyurdu.
İbn Ziyad Ordusunun Harekete Geçişi
Ömer b. Sa’d derhal harekete geçti, bir grup askerle Hz. Hüseyin’e doğru yürüdü. Bu esnada Hz. Hüseyin, çadırının önünde kılıcına dayanmış durumdaydı ve uyuklamıştı. Karşıdan atlıların gelmekte olduğunu gören kızkardeşi Zeynep onu uyandırdı. Hz. Hüseyin “Rüyamda Resûlüllah (s.a.v.)’ı gördüm, bana “Sen bize doğru geliyorsun diyordu” diye rüyasını anlattı.
Bu rüyanın Hz. Hüseyin’in ölümü anlamına geldiğini anlayan Zeynep; “Vay başımıza gelen!” diye feryat etmek istediyse de Hz. Hüseyin böyle feryad etmenin doğru olmadığını söyleyerek onu susturmak istedi, fakat onun ızdırabının devam ettiğini görünce şöyle öğüt verdiği naklolunur: “Bacı! Allah’tan kork. Teselliyi Allah’ın merhametinde ara! Her insan ve her yaratık, kesinlikle ölecektir. Bu dünyada her şey ölümlü iken, ölüm düşüncesiyle bunca üzüntü ve keder niye? Peygamber’in hayatı, her müslüman için bir örnektir. Bu örnek, bize neyi öğretiyor? Sabır ve metanet sahibi olmamız gerektiğini değil mi? Hem, Allah’a güvenmemizi ve Allah’ın iradesine teslim olmamızı da öğretiyor. Biz bu prensipten ayrılmayız.”
Hâsılı Hz. Hüseyin, kardeşi Abbas kumandasında yirmi kadar adamını gönderdi. Ömer ona, validen gelen mektuptan bahsetti ve bunu Hz. Hüseyin’e iletti. Hz. Hüseyin mektupta yazılanları öğrenince Ömer’den sabaha kadar mühlet istedi. Ömer’de bunu uygun buldu.
Yakınlarının Hz. Hüseyin’i Yalnız Bırakmamaları
Hz. Hüseyin o bütün adamlarını topladı ve onlara “Düşman benimle ilgilenmektedir. Onlar beni ele geçirmek istiyorlar Sizinle bir alış-verişleri yok. Her biriniz şu gece karanlığında aile fertlerimi de alarak buradan gidiniz, çeşitli köylere ve şehirlere dağıtınız, aksi halde ziyanları size de erişir.” dedi. Bilhassa Benû Âkil’e hitaben: “Ey Âkil oğulları! Müslim’in önce şehid olması, bir fedakârlık olarak yeter. Ne olur, sizler aynı akıbete düşmeden şuradan çekip gidiniz. Hepinize müsaade veriyorum!” dedi. Fakat gerek aile fertleri, gerekse kardeş çocukları ve amcazadeleri bunu kabul etmediler. Hz. Hüseyin’i tek başına ölüme terk ederek kaçıp gitmeyi insanlığa ve mürüvvete uygun bulmadılar. Bu yola can ve başlarını koyduklarını, kılıç ve ok kullanmadan Hz. Hüseyin’i düşmana terk etmeyeceklerini; aziz bir kardeş, saygıdeğer bir amcazade olan Hüseyin’i asla bırakmayacaklarını, Hüseyin’siz bir hayatın ehemmiyetinin olmayacağını kesinlikle ifade ettiler.
Hakikaten Hz. Hüseyin’in yakınları, fedakârlık hisleri ne kadar kuvvetli insanlar olduklarını göstermiş oluyorlardı. Çünkü kendilerinden altmış misli daha fazla olan bir orduya karşı vuruşmayı göze alıyorlardı. Büyük bir ideal ve kalpten bir bağlanma olmaksızın böyle bir fedakârlığı göze almak mümkün olamazdı. Nitekim Hz. Hüseyin’de “Aile fertlerim ve yakınlarım akrabalık bağlarının gereğini hakkıyla yerine getiriyorlar” diyor ve onların nice hayırlara eriştirilmesi için Cenâb-ı Hakk’a dua ediyordu.
Hz. Hüseyin’le yakınları arasında o gece geçen konuşmalar iyice incelenirse aşağıda sıralanan hususlar her araştırmacının dikkatini çekecektir:
1. Hz. Hüseyin, kesinlikle bey’ata teşebbüs etmiyordu.
2. Hz. Hüseyin, Emevî ordusunun kendisiyle vuruşacağını biliyordu.
3. Hz. Hüseyin, şu âna kadar yakınlarının, kendisine son derece bağlı kaldıklarını ve bundan sonra da bağlı kalacaklarını farkediyor, bey’atı arzulanan sembol kişi kendisi olduğu için akrabasını ölüme sürüklemek istemiyor, çekilip gitmelerine izin veriyordu.
4. Fakat aile fertleri ve yakınları; “Senin varacağın yere varıncaya, menzil-i maksûduna ulaşıncaya kadar düşmana karşı seninle birlikte vuruşacağız” diyorlar. Yani onunla tam bir gaye birliği içinde olduklarını belirtiyorlar, Hz. Hüseyin’in kıyamına, cân ü gönülden katılıyorlardı.
5. Yakınları, dâvâsında Hz. Hüseyin’i haklı buluyorlar. Bunu “Şâyet seni yalnız bırakıp gidersek yarın mahşer gününde Cenâb-ı Hakk’a beyan edecek meşru bir özrümüz bulunmaz” sözlerinden anlıyoruz.
DEVAM EDECEK
İlgili Yazılar
4 Ağustos 2026