Meşhur Sûfîler, İbnül-Cellâ (k.s)

Şamın büyük şeyhlerindendir. Ebû Türab, Zunnûn, Ebû Ubeyde Busrî ve babası Yahya Cellânın sohbetinde bulunmuştur.
İbnül-Cellâ anlatıyor:
Anne ve babama, Beni Aziz ve Celil olan Allaha hibe etmeyi arzu eder misiniz? dedim. Onlar da: Seni İzzet ve Celâl sahibi olan Allaha hibe eyledik dediler. Bunun üzerine memleketi terk ettim ve bir müddet onlara görünmedim. Karanlık bir gece vakti memlekete döndüm. Kapıyı çaldım. Babam: Kim o? diye içerden seslendi. Oğlun Ahmed dedim. Babam: Bizim bir oğlumuz vardı. Onu da Allah Teâlâya bağışlamıştık. Biz Arabız, verdiğimiz şeyi geri almayız dedi ve bana kapıyı açmadı.
İbnül-Cellâ der ki:
Katında, yerme ile övme eşit olan zâhîd; farzları ilk vaktinde kılan âbid, bütün fiilleri Allahtan gören ve ondan başka fail görmeyen kimse muvahhid adını alır. Muvahhid, vâhid olan Allahtan başkasını görmemektedir.
İbnül-Cellâ, vefat edince baktılar ki, gülüyor. Doktor, Bu zat henüz sağdır dedi. Nabzına baktı, Ölmüş dedi. Sonra açtı yüzüne baktı. Sağ mı, ölü mü bilemiyorum dedi. Cildinin altında Allah (veya lillâh, Allah için) kelimesi şeklinde bir damarı vardı.
İbnül-Cellâ (r.a) diyor ki:
Üstadımla giderken güzel bir oğlan gördüm ve: Üstad, Allah bu endama azap eder mi dersiniz dedim. Dedi ki: Nasıl olur da bu oğlana bakarsın! Yakında akıbetini göreceksin. Gerçekten de bu hadise üzerine ezberlediğim Kurânı yirmi sene unuttum.
Hal tercemesi için bk. Hilye, X, 296; Sülemî, s.180; Sıfatüs-Safve, II, 249; Şarânî,I,103; Tezkiratül-Evliya, s.497; Nefahât trc, s.162.
Kuşeyrî Risâlesi