Nehyedilen, çirkin görülen ve yasak olan bir hususta bi'at etmek ve söz alış-verişinde bu
Caiz değildir. Çünkü, Halık'a isyanın bulunduğu yerde hiç bir mahluk, makam ve mevkiye itaat yoktur.
İsmail Hakki Bursevi'nin Ruhül-beyan'da ifade ettiği gibi kendilerine bi'at edilen kimseler üç kısımdır:
- Peygamberler
- Onların ma'nevi mirasçısı durumunda bulunan şeyhler ve âlimler
- İdareciler. sultan ve padişahlar. Bi'at almaya yetkili bu üç gruba yapılan bi'at, gerçekte yalnız Allah ü Te’ala Hazreteri’nedir. Bunlarsa, kendilerine tabii olanlarn bi'atlaryla Allah'ın yeryüzünde şahidleridir.
Allah adına yer yüzünde bi'at almaya yetkili bu kişilerin taşıması gerekli bir takım şart ve özellikler vardır. Allah'ın emir ve yasaklarını yeryüzünde hakim kılmak bu şartları içine alabilir. Bunlara bi'at etmesi gereken kimseler için de bazı şartlar vardır. Emredildiklerini aynen yapmak, yasaklardan da olduğu gibi kaçınmak aranan şartları ifadeye yeterlidir.
Peygamberler ve onların ma'nevi mirasçısı durumunda bulunan alim ve şeyhler, ma'siyetle ilgili bir şeyi asla emretmezler. Peygamberler ma'sûm, şeyhler ise mahfuzdur. Sultanlar ve idârecilere gelince: onlar şeyhler ve âlimlere yakın olur, işlerini onların istişarelerine göre yönlendirirse mahfuz, aksi halde perişan ve mağlub olur. Bütün bunlara rağmen, ma’siyet kokan bir konuda itaata asla izin yoktur. Çünkü Halık'a muhalefet ve isyânın bulunduğu yerde hiçbir mahluka itaat yoktur. Bi'at ise, kulun Alah'a kavuşması ve gafletten kurtularak Hakk'ı hatırlaması için gerekli bir husustur. (Ruhü'l-beyân)