Vefatının 33. yılında Mustafa Hayri Efendimizi RAHMETLE ANIYORUZ.

Allah-ü Teala (c.c.) hazretlerine, O’nun yüce Resulün (s.a.v.)’e ve onun şanlı ümmetine râm olmuş; ümmet içinden ümmet için seçilmiş, bu uğurda çile çekmiş, büyük hizmetler etmiş, Allah dostları, insân-ı kâmiller yetiştirmiş büyük veli.
Doğumu
Hacı Mustafa Hayri Efendi (k.s.) Hz. 1895 yılında Malatya’da dünyaya geldi. Babası Yüzbaşı Mustafa Hayri, Malatya’nın Akçadağ ilçesinde görevliyken şehit düştü. Şehit oluşundan üç ay sonra dünyaya gelen çocuğuna da Mustafa Hayri ismi verildi. Altı yaşında da annesini yitirdi. Hem yetim hem de öksüz kalan Mustafa Hayri Hz.’ni ninesi Zeynep Hanım yanına aldı. Sonrasında ise bir süre amcasının yanında kaldı.
Dikkat çekici bir husustur ki, Hacı Mustafa Hayri Hz.’nin doğumu, yetişmesi, cedd-i Pâki olan Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.)’in hayatına benzemektedir. Zaten Mustafa Hayri Baba, Evlâd-ı Resul olup seyyiddir.
Mustafa Hayri Hz.’nin dedelerinden Koca Vaiz (k.s.) Hz., büyük bir veli olup türbesi eski Malatya’da ziyaretgahtır. Koca Vaiz Hz., Eskişehir’in Seyitgazi ilçesinde türbesi bulunan Seyyid Battal Gazi’nin torunudur.
İrşat Faaliyetleri
İnsan üstü sıkıntılar görmesine rağmen, bir an olsun ders vermekten, halaka-ı zikir kurmaktan geri kalmamış, eşi Bedriye Hanım’ı kaybetmiş, çocukları öksüz kalmış, maddi sıkıntılar son haddine varmış ama yine de Rabbine, Rasulüne, Pirine, Şeyhine sadık kalmış, Ümmet-i Muhammed (s.a.v.)’in sıhhat ve selameti, İslâm’ın bidat ve hurafelerden muhafazası için göğüs germiş, malından, canından fedakârlık yaparak din-i İslâm-ı mübine hizmet etmiştir. Kayseri, İstanbul, Ankara, Kars, Isparta, Trabzon, Konya ve kısaca şarkta ve garpta sayılamayacak kadar çok ihvanı olmuş, ders halkaları kurulmuştur. Yani cihan-şümul bir mürşid-i kâmil idi.
Tasavvufi Görüşlerinden Bir Demet
“Bu iş kılık kıyafetle olmaz. Allah (c.c.)’ın nurunu elbisede aramayın” buyururdu. Kendiside halktan farklı giyinmezdi.
Keramet konusunda çok hassastı.
“Bir doğruluk, bin kerametten üstündür. Bin keramet insana bir hasene, sevap yazdırmaz ama bir doğruluk sayısız sevap kazandırır” buyurmuşlardır. Bu yolda bin menzil vardır, ilki keramettir, buyururdu.
Kendisinden her zaman sayısız kerametler zuhur ettiği halde O, bunları şöyle değerlendirirdi: “Emrolunduğum gibi icra ederim, her şeye hâkim olan Allah’tır.”
Çok mütevazı idi. Yaşlılık döneminde dahi misafirlerine kendi hizmet eder, tasavvufî hayatı, yaşantısı ile kalplere işlerdi.
“Eliniz karda, gönlünüz Yarda olsun” buyururlardı.
Her anı Allah (c.c.)’ı zikir ile geçerdi. Manevi hallerini maharetle gizler ve, “Hz. Allah (c.c.)’ın Settâr ismine büründüm” buyururlardı. Halk içinde Hakk (c.c.) ile olmayı telkin ederdi.
O’nun (k.s.) hayatı ciltlere sığmaz. Hulasa, yüce ceddi Kainatın Efendisi (s.a.v)’nin ahlakı, kendisinde kemaliyle tecelli etmişti.
Ruhu şâd olsun.