(Mağfiret dileyin ki) Üzerinize gökten bol bol yağmur indirsin. Mallarınızı, evlatlarınızı çoğaltsın. Size bahçeler ihsan etsin. (Nûh, 11-12.)
Bütün mesleklerin üstatları vardır. Bunların hemen hemen hepsi de peygamberlerdir. Allah onlara öğretmiş. Mesela gemilerin kaptan-ı deryası Hz. Nuh’tur (a.s). Gemiyi yapabilmek için çok uzun zaman çalışmıştır. Hz. Nuh’un (a.s) ömrünün yaklaşık 1050 sene olduğunu kabul edecek olursak bunun 950 senesini davetle geçirmiş. Peygamberlik davetini yaparken bu hususlarda -ölesiye diyeceğim- gayret göstermiştir. Kur’ân’ın haber verdiğine göre Nuh (a.s) onlara: “Dedim ki onlara, Rabbinize tevbe istiğfar ediniz. Muhakkak ki O Rabbü’l-Âlemîn ne kadar günah işlemiş olursanız olun günahlarınızın hepsini affeder.” (Nûh 71/10.) Yeter ki siz istiğfarınızda samimi olun. Başka bir ayette ise:
“(Mağfiret dileyin ki) Üzerinize gökten bol bol yağmur indirsin. Mallarınızı, evlatlarınızı çoğaltsın. Size bahçeler ihsan etsin.” (Nûh 71/11-12.) buyrulmuştur.
Yani Hz. Nuh onları bu şekilde davet etmiştir. Fakat onları ne zaman davet etse parmakları ile kulaklarını tıkadılar, görmemek için elbiseleriyle yüzlerini örttüler. Nefret edecek ne var? Hakk’a çağırdığı için… Tabiki şeytan durmuyor. Nefis düşman, o da durmuyor. Şeytanlaşmış kimseler, onlar da durmuyor. Bunları Kur’ân boşuna haber vermiyor. Ne yapalım diye? İbret alalım, örneğimiz olsun diye.
Yağmur deyip geçmememiz lazım. Eskiden rahmet deniliyordu yağmura. Anadolu’daki insanımız öyle söyler. Yağmur yağmazsa bereket olur mu? Hiçbir şey olmaz. İçecek su bulamayız. Hayvanlarımız da telef olur. Hz. Allah “Biz her şeyi sudan yarattık.”(Enbiyâ 21/30.) buyuruyor. Susuzluğu bir düşünün. Su olmazsa ne olur? Ayda su var mı? İçerisinde hayat yok. Şimdi oralara gidebilirsiniz, ama havasız susuz orada nasıl yaşarsınız? Bugün görüyorsunuz işte rahmetler de gazaba dönüşmüş. Gökyüzünden bir yağmur iniyor ama canları alıp götürüyor. Bakın ayetin devamında ise “Size mallar ve evlatlar (oğullar) veririm” buyruluyor. Burada diyeceksiniz ki Hz. Allah kızları niye saymamış, kadınları niye saymamış. Onlar nazik yaratılmışlardır. Hani savaşa gitmezler, cumaya gitmezler. Bir düşmanla mücadele edileceği zaman erkekler her zaman ön saftadırlar. Kadınlar ise güçleri nispetinde kenardan köşeden yardım ederler. Ama tabi ki müstesnalar da vardır. Hz. Musa (a.s) da duasında “Ya Rabbi! Bana kardeşim Harun’u yardımcı olarak ver.” (Kasas 28/34.) demiştir. Çünkü erkeklerin yapacağı iş ayrı, kadınların yapacağı iş ayrıdır. Onların yapacağı işler o kadar zor olmamalıdır. Bu bakımdan düşünmek lazım. Şimdi bazıları diyorlar ki Peygamber’in (s.a) buyurduğu hadislerden bazılarını çıkartalım. Güya kadınlara hakaret var. Oysaki hiç alakası yoktur. Kadın annedir, şefkatlidir, merhametlidir. Oysa erkekler kadınlara nazaran daha dirayetli ve otoriterdir. Savaşta, kavgada, çoluk çocuğu müdafaada erkekler hep ön plandadır. Bu ayetin tercümesinde, aklınız buraya takılmasın diye açıkladım. Belki mukadder bir sual aklınıza gelebilir.
Şimdi Hz. Nuh peygamber zamanından bir esinti gelse de o tufandaki dalgaları hissedebilsek, görebilsek! Kur’ân-ı Kerîm’de tufanın başlamasına işaret olarak “et-tennûr” kavramı kullanılır. Hadislerde de tufan ile ilgili o işaretten bahsedilir. İşte o işaret; sofraya beraber kocasıyla ve çocuklarıyla oturup da yemek yediği hanımının senelerden beri ekmeğini pişirdiği tandırında suların kaynamasını ve bir fokurmadanın geldiğini görmesiyle telaş içersinde gidip kocasına haber vermesidir. Tandırı biliyorsunuz, Anadolu’da ekmek pişirilen yerdir. Hz. Nuh (a.s) zaman bu zamandır deyip herkes gemiye binsin istemiş ama en yakını olan oğlu bile kendisine iman etmemiştir. Bu Takdir-i İlahi’dir. Bununla ilgili olarak Kur’ân’da da “Ey Nuh o senin ehlinden değildir!” (Hûd 11/46.) buyrulmuştur. Ona inananlar gemiye binmiş ve kurtuluşa ermişlerdir.
Bakınız dünyaya niçin geldik, bizim buradaki vazifemiz nedir? Sadece dünyaya yönelik midir? Yoksa her ikisini terazi gibi kaldırmak ve bu imtihan olan hayatımızı tamamlamak mıdır? Şeklinde aklınıza sorular gelebilir. Siz bunların cevabını veriyorsunuz, vermeniz lazım. Bu dünyada eşref-i mahlûk olarak yaratılan insanın ayrı bir görevi var. Bütün her şey onun emrine verilmiş. O itibarla haddimizi bileceğiz, kulluğumuza devam edeceğiz. İbadetimizi yapıp dünyamızı imar edeceğiz. Öğrendiklerimizi başkalarına aktarıp onlara faydalı olacağız. Cihat ne demek? Cihat sadece savaş meydanlarında kılıç sallamak, ok atmak değildir veya bugünkü anlamıyla top atmak en son teknolojik silahlarla savaşmak değildir. Cihat evvela Allah rızası için olacak. Ondan sonra da ya şehit olmak var ya da gazi. Peki, harp olmadığı zaman insan nasıl cihat edecek? O zaman Müslüman eliyle, diliyle, malıyla, mülküyle cihat edecek. Cihat yazı ile olacaksa bir şeyi tebliğ edeceksen küfrü değil İslâmiyet’i anlatıp methedeceksin. Onun için Hz. Nuh’tan (a.s) bir esinti gelsin, dedim.
Şunu da belirtmek isterim ki bazen insanlar bir makam bir mevki sahibi olduklarında ya da ne bileyim zengin olduklarında ben kazandım bu makamı, ben elde ettim diyor. Tamam, sen kazandın ama nasıl kazandın? Allah imkân verdi de kazandın. Bunu unutmamak lazım. Yani dileseydi önüne bir sürü engel çıkartabilirdi? Sen ona sahip olamazdın. İşte Allah yardım ettiği için o makamdasın veya o imkânlara sahipsin. Peygamber (s.a) bir zorlukla karşılaştığı zaman şöyle dua ederdi;
“Allah’ım! Senin kolay kıldığından başka kolaylık yok. Sen dilediğin zaman çetin olanı kolaylaştırırsın.” (Nevevî, Kitâbü’l-ezkâr ve’d-de’avât li’l-umûri’l-‘ârızâ, 11/112.)
KAYNAK: Hadislerle İnsanlığa Sesleniş" kitabından alıntılanmıştır.