Elazığ'da Hacı Ömer Hüdâî Baba Hazretlerinin Huzurunda | Abdullah Demircioğlu

Hafızam beni yanıltmıyorsa 2009 senesinde, bir grup arkadaşımızla birlikte Türkiye'nin farklı illerinde medfun bulunan meşâyih-i kirâm efendilerimizin kabirlerini hem ziyaret etmek hem de onların manevi evlatları olarak ruhlarımızın onların ruhlarıyla bütünleşmesini, yekvücut olmayı (fenâ fi'l-meşâyih) arzulayarak bu yolculuğa "Bismillah" diyerek çıktık.
Yaz mevsiminde bulunduğumuzdan dolayı ve Elazığ'da bizi bekleyen dostlarımız olduğu için ziyaretlerimizi uzun tutamadık. Şanlıurfa'da Dede Avni Baba Urfevî Hazretlerini ziyaret ettikten sonra istikametimizi Elazığ'a çevirerek yolumuza revan olduk.
Elazığ'a vardığımızda bizi Zülfikar Efendi karşıladı. Kendisi, Hacı Ömer Hüdâî Baba Hazretlerinin torunlarından. O dönemde sağlık sorunları bulunmasına rağmen, biz geldiğimizde Rabbimizin inayetiyle bir nebze toparlandı ve bizi büyük bir muhabbet ve gönül hoşnutluğuyla ağırladı.
Bu fakire hitaben:
"Seni İsviçrelerde yirmi yıldır aradım, nerelerdeydin?" diyerek görmeyi çok arzuladığını ifade etti.
Köyünde, Hacı Ömer Hüdâî Baba Hazretlerinin külliyesiyle ilgili yürüttüğü çalışmalardan ve bu süreçte karşılaştığı sıkıntılardan bahsetti. Bu meselelerin kendisini hem yorduğunu hem de hastalığını artırdığını dile getirdi. Sohbet sırasında sık sık, "Buralarda hayır namına ne yapıldıysa, Hacı Ömer Hüdâî Baba Hazretlerinin himmetiyle yapılmıştır." sözünü tekrar ediyordu.
Kendisinin bizi o gece köyündeki evinde misafir etmek istediğini anladık. Bu sırada şehir dışından Elazığ'a gelen bazı arkadaşlarımız ise bir an önce yola çıkmamız konusunda ısrar ediyorlardı. Ama o gece burada kalacağımızı onlara bildirdik.
Akşam yemeğimizi yedik, namazlarımızı eda ettik. Muhabbet ve sohbet derken istirahat vakti geldi.
Sabah vakti olunca kalktık ve cemaatle namazımızı eda ettik. Namazın ardından kısa, ama tesiri çok derin olan; gönüllerimizde tarifsiz bir lezzet ve manevi huzur bırakan bir zikir yaptık.
Zikir bittikten sonra, o dönemde yaklaşık yetmiş yaşlarında olan Zülfikar Efendi dönerek bu fakire şöyle dedi:
"Ben yetmiş yıldır böyle bir zikir çekmedim."
Bu sözü duyunca hepimiz çok şaşırmıştık. O an, mürşidimiz Hacı Mustafa Hayri Baba Hazretlerinin bizlere öğrettiği bu kısa fakat tesiri büyük zikrin hikmetini bir kez daha müşahede etmiş olduk.
Merhum mürşidimiz Hacı Mustafa Hayri Baba Hazretleri şöyle buyururdu:
"Evladım, dünya ve ahiret saadeti ancak Allah'ı zikretmektedir."
O gün bu sözün nasıl hayat bulduğuna bir kez daha şahit olduk.
Zülfikar Efendi, sohbet esnasında Hacı Mustafa Hayri Baba Hazretlerinden de bahsetti. Vefatının üzerinden çok zaman geçmediğini ifade etti. Allahüâlem, bunu söylerken Hacı Ömer Hüdâî Baba Hazretlerinin vefat tarihiyle bir kıyaslama yapıyordu.
Zikir sonrası bir müddet daha istirahat ettik ve beraber kahvaltımızı yaptık. Ardından müsaade isteyerek ayrıldık. Zülfikar Efendi bizi kapıya kadar uğurladı ve dualarla yolcu etti.
Belçika'ya döndük ve bir gün acı bir haber aldık. Zülfikar Efendi Hakk'ın rahmetine kavuşmuş. Üstelik kendisini ziyaret ettikten sonra, takriben yetmiş gün sonra.
Bunu duyunca çok üzüldük. Ancak onu son günlerinde ziyaret etmiş olmak, gönlünü alabilmiş ve samimi bir muhabbet ortamını paylaşmış olmanın huzurunu da yaşadık. Sonradan daha iyi anladık ki, o gün orada bizlere nasip olan sadece bir ziyaret değil; manevi bir emanet, unutulmayacak bir feyiz ve gönüllerimize bırakılan derin bir hatıraydı.
Ne diyelim...
Yanalım zikrullah ile,
Ölelim zikrullah ile,
Dost olalım Allah ile.
Cenâb-ı Hak, merhum Zülfikar Efendi'ye, mürşidim Hacı Mustafa Hayri Babamıza, meşâyih efendilerimize ve bütün geçmişlerimize rahmetiyle muamele eylesin.
Âmin.