Kulluğun Sessiz Gözyaşları 2. Bölüm

Bismillâhirrahmânirrahîm.
İnsan bazen söyleyecek söz bulamaz. Kalbin derinliklerinde biriken duygular, kelimelerin taşıyamayacağı kadar ağırlaştığında gözlerden süzülen birkaç damla yaş, dilin söyleyemediğini anlatmaya başlar.
Gözyaşı, insanın acziyetinin en sessiz ifadelerinden biridir. Fakat her gözyaşı aynı değildir. Kimi ayrılığın, kimi hüznün, kimi sevincin, kimi pişmanlığın eseridir. Bir de kulun Rabbi karşısında duyduğu haşyet, mahviyet ve muhabbetin gözyaşına dönüşmesi vardır.
İşte Allah Resûlü ﷺ’in kulluk hayatında böyle gözyaşlarına da şahit oluruz.
Kur’ân-ı Kerîm, müminlerin Allah’ın âyetleri karşısındaki hâlini anlatırken şöyle buyurur:
“Onlar, kendilerine Rahmân’ın âyetleri okunduğunda ağlayarak secdeye kapanırlar.”
(Meryem, 19/58)
Burada dikkat çekilen yalnızca gözden yaş gelmesi değildir. Âyet kalbe dokunmakta, kalp rikkate gelmekte, rikkat bedeni secdeye götürmektedir.
Âyet, kalbe iner; kalp yumuşar; gözyaşı dökülür; beden secdeye kapanır.
Nebevî kullukta bunun en güzel örneklerini görürüz.
Ağlayan Bir Peygamber
Allah Resûlü ﷺ Kur’ân okunurken ağlardı. Bir gece Abdullah b. Mes‘ûd (r.a.) O’nun huzurunda Nisâ sûresini okurken Resûlullah ﷺ’in gözlerinden yaşların aktığı rivayet edilir.
Bir başka rivayette ise Resûlullah ﷺ’in göğsünden, sakalından ve secde ettiği yere kadar gözyaşlarının aktığı nakledilir. Kendisine bunun sebebi sorulduğunda, Rabbine şükreden bir kul olmayı arzu ettiğini ifade etmiştir.
Burada üzerinde düşünülmesi gereken çok güzel bir hakikat vardır.
Allah Resûlü ﷺ ağlıyordu.
Fakat bu ağlayış yalnızca korkudan değildi.
Şükür vardı, muhabbet vardı, haşyet vardı, tefekkür vardı.
Demek ki kalbin Allah karşısındaki hâli tek bir duygudan ibaret değildir. Kul, Rabbini tanıdıkça hem O’nun azametini idrak eder hem rahmetine sığınır; hem kendi acziyetini görür hem O’nun lütfuna güvenir.
Tasavvuf ehlinin havf ve recâ arasında bulunmayı önemsemesinin hikmeti de burada anlaşılır. Kul ne Allah’ın rahmetinden ümidini keser ne de kendi hâline güvenip gaflete düşer.
Kalp Katılaşırsa Göz de Kurur
Kur’ân-ı Kerîm, kalbin katılaşmasını mümin için ciddi bir tehlike olarak gösterir:
“Sonra bunun ardından kalpleriniz yine katılaştı; taş gibi, hatta daha katı oldu.”
(Bakara, 2/74)
Kalbin katılaşması, yalnızca duygusal bir mesele değildir. İnsan hakikati duyduğu hâlde ondan etkilenmiyorsa, günah karşısında vicdanı sızlamıyorsa, nimet karşısında şükür hissi uyanmıyorsa ve Allah'ın âyetleri karşısında gönlü hareketlenmiyorsa burada üzerinde durulması gereken bir hâl vardır.
Tasavvufî terbiyede kalbin tasfiyesi ve rikkati bu sebeple önemlidir.
Nefis, insanı sürekli kendisine çağırır. “Ben”i büyütür, kusurları başkasında aratır, nimeti kendinden bilir, günahı küçümsetir. Zikir, tefekkür, murakabe, istiğfar ve salihlerle beraberlik ise kalbin üzerindeki bu ağırlıkları hafifletmeye vesile olur.
Eşrefoğlu Rûmî'nin nefis terbiyesine dair yaklaşımında da insanın kendi hâlini muhasebe etmesi ve nefsinin arzularıyla mücadele etmesi önemli bir yer tutar. Onun Müzekki'n-Nüfûs'u, nefis terbiyesi ve kalbin arındırılması üzerinde duran temel Anadolu tasavvuf eserlerinden biridir.
Bu açıdan gözyaşı, bazen temizlenmeye başlayan bir kalbin işareti olabilir.
Fakat burada da ince bir ölçü vardır: Gözyaşını amaç hâline getirmek değil, kalbi Allah'a yöneltmek esastır.
Gözyaşı Gösterişten Uzaksa Kıymetlidir
Allah Resûlü ﷺ, ibadetin yalnızca görünüşüne değil, kalpteki karşılığına da dikkat çekmiştir.
İnsanların önünde ağlamak kolay olabilir. Fakat kimsenin görmediği bir yerde Allah korkusuyla veya O'na duyulan muhabbetle gözden bir damla yaşın süzülmesi, kulun Rabbiyle arasındaki gizli hâllerden biridir.
Nitekim Resûlullah ﷺ, Allah'ın gölgesinden başka gölgenin bulunmadığı bir günde Allah'ın himayesine mazhar olacak kimseleri sayarken:
“Allah'ı yalnız başına zikredip de gözleri yaşla dolan kimseyi...”
zikretmiştir.
(Buhârî, Ezân, 36; Müslim, Zekât, 91)
Buradaki “yalnız başına” ifadesi üzerinde durmaya değer.
İnsanların olmadığı yerde...
Övgünün olmadığı yerde...
Gösteriş ihtimalinin azaldığı yerde...
Sadece kul ve Rabbi arasında kalan bir hâl.
Tasavvuf yolunda ihlâsın bu kadar önemsenmesinin sebeplerinden biri de budur. Kul, yaptığı ibadetin insanlar tarafından bilinmesinden ziyade Allah tarafından kabul edilmesini önemsemeye başladığında kulluk başka bir derinlik kazanır.
Gözyaşı Acziyetin İtirafıdır
İnsanın ağlayabilmesi, ne kadar muhtaç olduğunu fark ettiğinin göstergesidir.
Kul Rabbine karşı aczini kabul ettiğinde, kalbindeki sertlik çözülür.
“Ben yaparım” diyen nefis susar.
“Rabbim bana yeter” diyen kalp konuşmaya başlar.
İşte tasavvufî terbiyenin mahviyet dediği hâl biraz da budur: Kulun kendi kudretine güvenmekten sıyrılıp Allah'ın lütfuna sığınması.
Niyâzî-i Mısrî'nin irfan dünyasında da gözyaşı, yalnızca hüzün ifadesi değildir; insanın Hakk'a yönelişinin, aşkının ve kalbindeki hassasiyetin bir tezahürü olarak anlam kazanır. Onun şiirlerinde “giryan”, yani gözyaşı döken gönül, Hakk'a ulaşma arzusunun ve aşkın dili hâline gelir.
Bizim Gözlerimiz Ne İçin Yaşarıyor?
Belki de bu bölümün sonunda kendimize sormamız gereken soru budur.
Dünyalık bir sıkıntı geldiğinde kolayca ağlayabiliyoruz.
Bir ayrılık, bir kayıp, bir kırgınlık bizi gözyaşlarına boğabiliyor.
Peki Allah'ın nimetlerini düşündüğümüzde gönlümüz titriyor mu?
Bir günahımızı hatırladığımızda içimiz sızlıyor mu?
Kur'ân'dan bir âyet okuduğumuzda kalbimizde bir hareket meydana geliyor mu?
Rabbimizin huzurunda secdeye vardığımızda, O'nun karşısındaki acziyetimizi gerçekten hissediyor muyuz?
Belki gözyaşlarımız eskisi kadar kolay gelmiyor.
Belki kalbimiz uzun zamandır yoruldu.
Belki dünya hayatının telaşı gönlümüzün üzerini örttü.
Fakat kalplerin sahibi Allah'tır.
Bir damla samimi istiğfarla, bir âyet üzerinde tefekkürle, bir secdede içtenlikle yapılan dua ile insan yeniden başlayabilir.
Tefekkür
Bu gece yalnız kaldığımızda kendimize şu soruyu soralım:
Allah'ın adı anıldığında, kalbimde hâlâ bir titreme var mı?
Eğer varsa, onu koruyalım.
Eğer azaldıysa, yeniden arayalım.
Eğer kaybolduğunu hissediyorsak, Rabbimize yalvaralım:
“Yâ Rabbi! Kalbimizi katılaştırma. Bizi Sana karşı rikkatini kaybetmiş kullardan eyleme. Gözlerimize Senin için ağlayabilen yaşlar, gönüllerimize Seni hatırladığında yumuşayan bir hâl ihsan eyle.”
Çünkü bazen bir damla gözyaşı, insanın Rabbine doğru yeniden attığı ilk adımdır.
Rabbimiz, Habîb-i Ekrem ﷺ'in rikkatinden, haşyetinden, muhabbetinden ve derin kulluğundan bizlere de nasipler ihsan eylesin. Kalplerimizi Kur'ân ile diriltsin, gözlerimizi günah karşısında yaşarsın, secdelerimizi samimi, dualarımızı makbul eylesin.
Âmin.