Muridan
Teheccüd Namazı

Teheccüd Namazı

Abdullah b. Abbâs (r.a) der ki: "Rasûlullâh (a.s)’ın gece, nasıl namaz kıldığını göreyim diye, zevcesi olan teyzem Meymûne binti Hâris’in evinde yattım. O zaman, ben on yaşlarında idim."

  Abdullah b. Abbâs (r.a) der ki:

  “Rasûlullâh (a.s)’ın gece, nasıl namaz kıldığını göreyim diye, zevcesi olan teyzem Meymûne binti Hâris’in evinde yattım.

  O zaman, ben on yaşlarında idim.

  Rasûlullâh (a.s) uyudu. Gece, yarıyı bulduğunda uyandı. Uykuyu dağıtmak için yüzünü, eli ile ovuşturmaya başladı. Kalkıp, def-i hâcet için dışarıya çıktı.

  Daha sonra, Peygamber (a.s) eve döndü. Misvak tutundu.

  Sonra, asılı duran küçük bir kırbaya uzandı ki Rasûlullâh (a.s) gece abdest alması için suyu onun içine ben koymuştum.

  Teyzem Meymûne (r.anhâ): ‘Bunu, senin için Abdullah koydu’ dedi.

  Rasûlullâh (s.a.s): ‘Allah’ım! Onu, dinde anlayışlı kıl ve kendisine te’vîl (tefsîr) ilmini öğret!’ diyerek dua buyurdu.

  Rasûlullâh (a.s) su kırbasından üç kere ağzına, üç kere burnuna su verdi. Üç kere yüzünü, üç kere de kollarını yıkadı.

  Başına ve kulaklarına mest ettikten sonra, iki ayağını da üçer kere yıkadı.

  Böylece, güzel bir abdest alıp namaza durdu.

  Abdestte, suyu ne çok ne de gereğinden az kullandı.

  Ben de kalkıp, O’nun yaptığı gibi yaptım. Sonra gidip sol yanına durdum.

  Rasûlullâh (s.a.s), sağ elini başımın üzerine koydu ve sağ kulağımı büküp beni, arkadan sağ tarafına geçirdi.

  İki rekat kıldı.

  Sonra iki rekat daha,

  Sonra iki rekat daha,

  Sonra iki rekat daha,

  Sonra iki rekat daha kıldı.

  En sonra da, tek rekatlı bir namaz (vitr) kıldı.

  ‘Allah’ım! Kalbime bir nur, gözüme bir nur, kulağıma bir nur, sağıma bir nur, soluma bir nur, üstüme bir nur, altıma bir nur, önüme bir nur ve arkama bir nur ver. Benim nurumu çoğalt!’ diyerek dua etti.

  Bundan sonra, müezzin sabah namazına çağırmaya gelinceye kadar uzandı.

  Sonra kalktı. Hafif iki rekat namaz (sabah namazının sünnetini) kıldıktan sonra mescide çıkıp, sabah namazını kıldırdı.”(1)


  (1) M. Âsım Köksal, İslâm Tarihi, XVIII, 341 vd.

Top