Muridan
Gönül Âlemi

Gönül Âlemi

Arabi lisanında “fuad” , fariside “dil” olarak ifade edilen ”gönül” insanın özüdür. Gönül tasavvufta kalbin mertebelerinden bir mertebe olup ayet ve hadislerde gönülden bahsedilmiştir. Nitekim sure-i Necm: 11. âyet-i kerîmede “kalb gördüğünü yalanlamadı ”buyurulmuştur. “Ben, yere göğe sığmam, ancak mü’min kulumun kalbine, gönlüne sığarım.” (1) kudsi hadisi de gönlün ulviyetini bize bildirmiştir. Gönül Allah'ın (c.c) , muhabbetini içine alabilen yegane varlıktır. Gönül deyimlerimizde de “ gönül alma, gönül kırma” olarak kullanılmıştır.

Gönül nazargâh-ı İlâhi’dir. Mevlânâ Hz.leri bu konuyu;
 

Kâbe bünyâd-ı İbrahim-i Halilest / Kabe, İbrâhim aleyhisselâm ın yaptığı bir binadır,
Dîl nazargâh-ı Celîl-i Ekberest /Gönül ise Aziz ve Celîl olan Hakk’ın nazar ettiği evdir”

beyiti ile ifade etmiştir.

 

Allah’ın nûru en çok mâsivâdan arınmış gönüllerde tecelli eder, parlar. Gönül aynası pâk, sâf ve cilalanmış olanlar, nûr-u İlâhî’nin şimşeğinin çakışını buradan seyreder.

 

Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.)”Allah sizin suretinize ve mallarınıza değil, kalplerinize ve amellerinize bakar. (2) buyurmuştur.
 
Yunus Emre’nin(k.s): “Bir kez gönül kırdın ise bu kıldığın namaz değil.” ifâdesinin bir benzerini Hz. Mevlânâ (k.s) şöyle dile getirir:
“Ahmaklar, mescide (secde edilen yer) hürmet gösterirken, secde edenin kalbini kırmaya çalışırlar.”
 
Niyet gönüldedir, aşk gönüldedir, ilm-ü irfan gönüldedir, korku ve heyecan gönüldedir. Gönlün dışında ne vardır ? Her ne varsa gönüldedir. Gir gönüle bulacağını orda bul. Zamanımızın Gönül insanı; Büyüğümüz Abdullah Demircioğlu Efendi bir şiirinde bunu şöyle dile getirmiştir.
 
Kuşun rengi yeşil sarı
Çiçekte bal arar arı
Buldum ben gönlümde Yâri
Ben yine İllallah derim.
 
Yûnus Emre (k.s) Hz.leri de;
 
"Bu kibr ü kini götür / Gönüller ele getir
Bir gönül
ele almak / Bin Kâbe ziyarettir."
 
“Gönül Çalab’ın tahtı, Çalap gönüle baktı.
İki cihan bedbahtı, her kim gönül yıkar ise.”

 
Hakk’ın (c.c) kıymet verdiği gönüldür. Zikir gönüldedir. Îmân gönül işidir. Beden ölür, çürür gider, zikirle yaşayan gönül ölmez. Denebilir ki insan, gönülden ibarettir.Geri kalanı et ve kemiktir.Gönlünü imar etmeye çalışmayıp, dış alemini imara çalışanın hali, içi perişan, pis bir evi temizlemeyip dışını cilalayan kişinin haline benzer. Halbuki evin dışı kadar hatta daha fazla olarak , içininde tertemiz olması gerekmektedir.


İsmail Hakkı Bursevî de bunu şöyle ifade eder.
 
“Dil beyt-i Hüdâdır, ânı pâkey-le sivâdan
Kasrına nüzûl eyleye Rahmân gecelerde.”

 
Bir başka ârifâne beyttede bu konu pek güzel ifâde edilmiştir.
 
Sür çıkar ağyârı dilden tâ tecelli ede Hak
Pâdişah saraya konmaz hâne mâmûr olmadan
 
Yani, gönül evini temizle ki, padişahlar Pâdişahı olan Allah (c.c) Hz.lerinin nûru, aşkı o eve yerleşsin. Çünkü içi pis dağınık eve değil padişah, hiç kimseler gelmez.
Gönül birlikteliği de çok önemlidir. Büyüklerimiz buyurmuştur ki, “Gönül birliğiyle dua eden kırk kişinin duası, bir Veli duası gibi kabul olur.”
 
Necip Fâzıl merhûm bu konuda,
 
Akıl akıl olaydı adı gönül olurdu
Gönül gönlü bulsaydı bozkırlar gül olurdu.
 

Gönül ;Allah-ü Azimüşşân  Hazretlerinin acaib bir sırrıdır. Kapısı zikrullah anahtarı  ile açılan bir hazine odasıdır. Bu anahtar Mürşid-i Kâmil tarafından kişiye verilir. Alıp kullananlar gönül kapısından girer ve mânevî hazînelere nâil olurlar. Zamanımızda gönüller hastadır. Eczane-i  Muhammedî’den (s.a.s) ,işi bilen bir doktordan, eczacıdan Kelime-i Tevhîd ilâcını alıp kullanmalı ve hasta gönlü iyileştirmelidir.
 
“Gönlünü dünyaya veren, bir parça ekmeğe imanını satan gibidir.
Dünyaya bağlanan insan, âleme sultan olsa da gerçekte ölüdür.”

 
Gönül; Hakk’tan gayrına yabancıdır. Onun sevgilisi, yâri, dostu Allah’tır. Eğer gönül evine Hakk’tan gayrı oturtulursa o gönül hastalanır, kahrından ölür. Onun içini bu sefer nefs istila eder. Nefs, hemen kendi arkadaşlarını çağırır. Bunlar, kibr-ü gurûr, hırs, hased, ucb, riyâ benlik vs vs dir. Bunlardan Allâh-ü Azîmüşşân Hazretlerine sığınırız.
Bir Mürşid-i Kâmilin terbiyesiyle, bunlar gönül evinden kovulur, nefsin yerine rûh oturur, rûh; arkadaşları olan, güzel ahlak, sabır, şükür, aşk, rızâ, tevâzû, ihlâs, itaat, teslimiyeti dâvet eder. İşte gönül Âleminin aslî sâhibleri bunlardır.
 
Şairin ifadesiyle:
 
“Sanma ey Hâce, kim senden zer u sîm (altın, gümüş) isterler
Yevme lâ yenfe’u (hiçbir şeyin fayda vermediği kıyamet anında) da kalb-i selim isterler.”

 
Kalb-i Selim; zikrullah ile huzûra kavuşmuş, Aşk  haline gelmiş iman ile dolu samimi gönüldür.
Allah (c.c) cümlemizi gönül âlemine dalan, gark olan, o âlemin güzelliklerini yaşayan kullarından eylesin. (ÂMİN)

 

………………………………………
1-Aclunî, Keşfü’l Hafa, 2/255. Gazali, İhya, 3/127.
2-Müslim birr : 33

 

 

MURİDAN

Top