Muridan
Rasûlullâh’ın (a.s) Hayatından Örnekler ve Zikrullah

Rasûlullâh’ın (a.s) Hayatından Örnekler ve Zikrullah

“Sözümü işitip de anlayan ve başkalarına nakledenin Allah yüzünü ak etsin!” (Tirmizi, İlim,7) duasına nâil olmamız niyazı ile...

Ecdadımız Rasûlullâh’ın (a.s) hayatından örnekler alarak tekke ve dergâhları kurdular. Hatırladığım kadarıyla hicri ikinci yılda kurulmaya başlandı. İlk tekke Kûfeli Ebû Hâşim Sûfî tarafından kuruldu. Ondan sonraları birçok kişiler bu yolu tanzim etmişler. Osmanlılara kadar bu dergâhlar, tekkeler kurulmuş ve 1924’lere kadar vazifelerini yapmışlar. Şu anda bildiklerimin isimlerini saymaya kalksam saatlerinizi alır. Rabıt, rabıta hep buralardan gelmiş. Tekke ve dergâhların vazifeleri; Allah dostları yetiştirmek, zikirle meşgul olmak, duacı olmak ki onların duaları kabul edilir.
 
Peygamber (s.a) bir gün sahâbîleri ile -mekân olarak tam neresi hatırlamıyorum- bir mekânda toplanmışlar. Belki bir sahâbînin evi de olabilir. Peygamber (s.a) sahâbeye dönerek:
 
- İçinizde Ehl-i Kitaptan kimse var mı? diye sormuş. Sahâbe:
 
- Yok, Ya Rasûlullâh, deyince Peygamber (s.a):
 
- O zaman kapıyı kapatın, buyurdu. Orada tesbihat yapıldı. Kelime-i Tevhid çekildi. Hadiste saat mefhumu yok ama ben bunu biraz inceledim. Zannedersem yaklaşık iki saat kadar Kelime-i Tevhid’i sahâbîler ile birlikte çekmişler. Kim demiş Peygamberimiz Cenâb-ı Allah’ı zikretmiyor diye! Az önce ne söyledi Hz. Âişe (r.anhâ) annemiz: “Rasûlullâh her an Allah’ı zikrederdi.”(Ebû Dâvûd, Tahâret, 9.)
 
İşte zikirler sonradan sistemleştirildi. Dergâhlar, tekkeler kuruldu. Şeyh, mürşid denilen öğreticiler daha önceki üstadlarından aldıkları bu yolu insanlara aktarmışlardır. Şeyh veya mürşid denilmesi o hususta yetişmiş âlim manasında kullanılmaktadır. İşte Mevlanalar, Yunus Emreler, Hacı Bayram Veliler hep buradan yetişmiş şahsiyetlerdir. Kur’ân ve hadislere baktığımızda birçok ayet ve hadis bizi Cenâb-ı Allah’ı zikre teşvik ediyor. Bununla ilgili bir hadisi size mana olarak söyleyeyim. Peygamber (s.a), Ebû Rezina adındaki sahâbeye şöyle buyurmuştur: “Sen yalnız kaldığında dilini Allah’ın zikri ile hareket ettir. Allah için sev, Allah için buğz et.”
 
Allah için sevmek ve Allah için sevmemek ne oluyor? Üzerinde durulması uzun zaman alır. Bunu düşünmeyi size bırakıyorum. Bu hadis hem Ebû Dâvûd’un kitabında hem de Türkçe bir eser olan ve Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından Kamil Miras’ın tercüme ettiği Tecrîd-i Sarîh adlı eserin 2. cilt, 624. sayfada bulunmaktadır.
 
 
Abdullah Demircioğlu
 
14.10.2017 Tarihli, Hadislerle İnsanlığa Sesleniş Dersinden
 

Top