Muridan
İslâm'da Dua, Zü'l-Cenâheyn

İslâm'da Dua, Zü'l-Cenâheyn

Dua ve niyaz ibadetin bir parçasıdır. Müminler, Allah’a hamd etmek, şükretmek af ve mağfiret dilemek için el açıp yalvarırlar. İlahi dinlerde ve İlahi olmayan diğer inanışlarda duanın var olduğunu görüyoruz.

Duanın konusu Cenab-ı Allah’a ibadet, hürmet, emirlerine uymak ve O’nu sevmektir. İnsanlar ne kadar kuvvetli olurlarsa olsunlar, Allah’ın kudreti karşısında küçük ve acizdirler. Onun için aciz olanın kâdir olana el açıp dua etmesi bir ihtiyaçtır. Özet olarak söylemek gerekirse, denilir ki  duada; hürmet, itaat ve sevgi olmak üzere üç esaslı özellik vardır.

Diğer taraftan duada, Allahın verdiği nimetlere karşı, hamd etmek, şükranlarını bildirmek vardır. Bilerek veya bilmeyerek işlenmiş günahlara pişmanlık duyup af dilemek vardır. Bundan başka,  Allah’tan dünya ve ahrette Peygamberin şefaatini dilemek ve Ondan, öte alemdeki sıkıntılara karşı yardım istemek vardır.

Dua her yerde ve her zaman yapılır. Dua için herhangi bir merasim şart değildir. Kullanılan cümlelerin parlak olması da şart değildir. Âlim olanlar, cahiller, köylüler, şehirliler, kadınlar, erkekler, zulme uğramış olanlar, anneler, babalar, duaya inanan herkes gönlünce dua edebilirler. Kumarda kazanmak, başkasının malını çalmak.. gibi ahlâka uygun olmayan duaların yapılması doğru değildir.

Her zaman dua edilebileceği gibi, her yerde de dua yapılabilir. Yatarken, kalkarken, otururken, yolculuğa çıkarken, uçakta, otobüste, trende, vapurda, yazıhanede, fabrikada, işyerlerinde...dua yapılır. Ama duanın en makbulü, yalnız, tenha bir odada kişinin sükunet halinde yaptığı dualardır. Çocuklar da duaya alıştırılmalıdırlar.

Ezberlenmiş duaların yapılması caiz ise de, her dua edenin içinden geldiği şekliyle  ve temiz olarak yalvarması daha makbuldür.

Dua sadece zayıf olanların, fakirlerin, düşkünlerin değil aynı zamanda dara düşen herkesin müracaat ettiği bir kapıdır. Müminler bunu günde beş defa ve daha fazla yaparlar. Dar zamanlarında da bolluk zamanlarında da Allah’a yalvarırlar. Sadece dar zamanında dua etmek doğru değildir.

Duanın maddi manevi birçok tesirleri vardır.

  a. Duanın ruhi-manevi tesirleri vardır. Dua ibadetlerin özü kabul edilir. İbadetlerden namaz, oruç, haç, zekat, insan ruhunu temizleyip kuvvetlendirdiği gibi, dua da müminin imanını kuvvetlendirir. Devamlı dua eden iyi kalpli, çalışkan, samimi kimselerden olur.

  b. Dua edenin ruhunda emniyet ve kuvvet artar. Dünya çeşitli tehlikelerle doludur. Trafik kazaları, seller, yağmurlar, zelzeleler, hastalıklar ve ölüm; ölümün ötesinde karşılaşılacak sıkıntılar ve cehennem gibi gelecek olan felaketler vardır. Bir tüccar ticarete atılır, kazanmakta olduğu kadar, iflas etme endişeleri, öğrencilerin imtihan stresi ve benzer gibi hallerde duaya sarılanlar arkalarında göremedikleri fakat var olduğu kesin bir gücün manevi desteğini hissederler. Ruhi rahata ererler. Cesaretleri artar, moralleri düzelir. Kalplere korku yerine rahat ve huzur gelir. Böylece hayat mücadelesinde büyük bir enerji elde eder. Teselli bulur. Dua böylece çaresizleri teselli eden en büyük kuvvettir.

  c. Dua ümit kaynağıdır. Ümitsiz olanlar çabuk yıkılır ve mahvolurlar. Dua bağı ile Cenab-ı Allah’a bağlı olanlar, ümitsizliğe kapılıp hal ve istikbali karanlık görmez. Bu duygudan mahrum kalanlar bedbaht kimselerdir. Modern toplumlarda, ruh bozuklukları, sinir hastalıkları ümidini ve manevi desteğini kaybeden imansız nesillerde görünür. İstatistikler intiharların %95  imansız, duasız, manevi desteğini kaybetmiş kimseler arasında görüldüğünü ispat etmiştir.

  d. Dua hem Ahlak ve hem de şahsiyet üzerinde de tesirlidir. İnsanın duygularını yükseltir. Küçük ve adi ihtiraslardan kurtarır, kahramanlığı da artırır.

  e. Duanın sağlığa ve organizmaya da tesirleri vardır. Özellikle sağlık üzerindeki tesirleri bütün biyoloji ve tıp dünyasında kabul edilmiştir. Tıp, ilaç ve tedavi yanında hastanın moralini yükseltmeye de çok önem verir. Bunu da dua sağlar. Bugün Fransa da “Lourdes” adlı bir tedavi merkezi vardır ki burada ilaçlardan çok hastalar, dua ve dini telkinlerle tedavi edilmektedir. Türkiye de ve diğer İslam aleminde bazı duaların yazılıp üzerinde taşınması ile veya okuyup üflemekle tedavi olunmaktadır. Bunlar suistimal edilmediği takdirde makbuldür. Çünkü doktor ve ilacın iyi edemediği en ağır hasta veya hastalıkların bu yolla şifa bulduğu bir gerçektir. Dua vücut üzerinde teskin edici ve takviye edici özelliğe sahiptir. İman ve aşk ile dua eden ve sık sık yalvaran müminin sinir sistemi kuvvetlenir. Seyrek ve isteksiz yapılan duaların pek fazla tesiri olacağı söylenemez. Müminler usulüne uygun olarak dua ederler, duası kabul edilmezse bile bunu kendi haklarında böylesi daha hayırlıymış diye yorumlarlar.

  Duaya yapılan itirazlar da vardır. İtiraz edenler şöyle derler: Allah’a hamdetmek,  normaldir, olabilir. Ama dua da O’ndan bir şey istemek yanlıştır. O’ndan bir şey istemek, O’ndan şüphe etmek demektir, derler. Yine itirazcılardan bazıları da Allah’dan bir şey istemek lüzumsuzdur çünkü O, insanların ihtiyaçlarını çok iyi bilir. Bu iddialara yine karşıt görüşlü ilim adamları tarafından şöyle cevap verilmiştir: Dua ederek sadece Allah'dan bir şey istemeyiz aynı zamanda O’na aciz olduğumuzu da göstermiş oluruz. Duaya İslam aleminden de itiraz edenler olmuştur. Bunların başında sapık mezheb olarak kabul edilen Kaderiyye mezhebi ile Cebriyye mezhebi gelmektedir. Ama haliyle İslam bilginleri bu görüşleri reddederek, duanın lüzum ve ehemmiyetini belirtmişlerdir.

  Allah’ın kullar için yazdığı kaza ve kader bizim meçhulümüz olduğu için, bunlar meydana gelmeden önce bilinmezler. Onun için dua mutlaka lüzumludur.

  Kur’an-ı Kerim ve Hadis-i Şeriflerde dua etmeye teşvik vardır.

  “Bana dua ediniz sizin istediklerinizi vereyim." (Mümin Suresi, 60)

  “Rabbinize yalvararak ve hürmetle karışık korku ile dua ediniz.” (Araf Suresi, 55)

  “Kullarım seni benden sorarlarsa ben yakınım, dua ettiği zaman, dua edenin duasına icabet    edenim.” (Bakara Suresi, 186)

  Hadislerden de bir örnek verecek olursak deriz ki; Hz. Muhammed (s.a.s) şöyle buyurmuştur:

  “Üç kişinin duasının kabulünde hiç şüphe yoktur;

  * Anne babanın, çocukları hakkında yaptığı dua,

  * Mazlumun, zalim hakkındaki duası

  * Misafirin ev sahibi hakkındaki duası”

  İslam alimleri, duanın yapıldığı zaman kabul edileceği yerleri de şöyle sıralamışlardır. Kabe’de, Arafat’ta, Müzdelife’de, Zemzem suyu içerken, Hz. Peygamberin ve din ulularının kabirlerinin ziyaretleri esnasında dualar kabul görür.

 

   Abdullah Demircioğlu Hocaefendi

  De Simurgh  Dergisi - Aralık, 1997

Top